Kendini göstermeden, dünyada en çok, sevdiği ilk kez doğallığı içinde gördüğü varlığın günlük davranışlarını, zerafetini, vakitsiz olgunluğunu inceleyerek izliyordu onu.
Onun anısı ruhunda öylesine canlıydı ki her düşündüğünde kumdan kaleleri yıkılmış bir çocuk gibi dudağını büzer ve hemen ardından gözlerinde hiç olmadığı kadar dolu dolu şekilde beliren göz yaşlarını karşılardı. Bu onun lanetiydi.