Etkilendiğimiz, farkına vardığımız ve varlığından mutluluk duyduğumuz beş duyumuz vardır. Bu duyular duyumsanacak dünyayı bizim için yapılandırırlar. Başka duyular da vardır -gizli duyular, altıncı duyular- en az diğerleri kadar yaşamsal ama söze dökülmemiş ve farkına varılmamış duyular. Bunlar; bilinçdışı, otomatik ve keşfedilmesi gereken duyulardır.
...
Normal bir insan için, normal şartlarda bunların varlıkları belirgin değildir. Ama yoklukları oldukça önemli bir etki yaratabilir.
Bizim için çok önemli olan şeyleri, basit ve aşina oldukları için göremeyiz. Gözümüzün önünde olan şeyleri fark edemeyiz. Bu yüzden kişi, araştırmasının gerçek temellerinden hiç etkilenmez.
-Wittgenstein
Görmediği belliydi ama hiçbir şikayeti yoktu. Testler ve araştırmalar bize bu hastanın sadece kortikal olarak kör olmakla kalmayıp, tüm görsel imgeleri ve anıları da kaybettiğini hiç şüpheye yer bırakmayacak şekilde gösterdi. Bütün bunlara rağmen onda bir kayıp hissi yoktu. Aslında görme kavramını, düşüncesini kaybetmişti. Sadece bir şeyi görsel olarak tarif edememekle kalmıyor, “görmek”, “ışık” gibi kelimeleri kullandığımda şaşkına dönüyordu. Temelde, görsel olmayan bir varlık hâline gelmişti. Görmeyle ilgili imgelerin kaybolması yüzünden tüm hayatı çalınmıştı. Felcin ardından tüm görsel hayatı bir daha geri getirilemeyecek bir biçimde silinmişti.
Korsakovlu hastalarda, bunaması olan kişilerde veya buna benzer felaketler yaşayan insanlarda, organik hasar ve Humevari çözülme ne kadar büyük olursa olsun, sanatla, dini bir törenle veya insan ruhunu okşayan diğer yollarla bütünlüğü oluşturma olanağı her zaman vardır. Bu bütünlük; anılan yollarla, ilk başta umutsuz bir nörolojik bozukluk olarak görünen şeyin içinde varlığını devam ettirir.