Montesquieu, yazılarının bir kısmından bahsederken bir arkadaşına şöyle demiş:” Sen şimdi bunları birkaç saat içinde okuyacaksın. Fakat seni te’min ederim ki, bu iş bana saçlarımı ağartacak kadar çalışmaya
mal oldu!...”
Dihlevî şöyle der: “Yasak işler meyanında teselli verici lerle meşgul olmayı da saymalıyız.Bu işler dünya ve ahiret endişesine karşı teselli veren, zamanı boşa ge çirten şeylerdir: Çalgılar,
satranç, güvercinle oyna mak, hayvanları kızıştırıp dövüştürmek gibi. Bu eğ lencelere dalan kimseler, yeme, içme gibi zarurî ihti yaçlarını dahi ihmal ederler. Öyle ki, üzerlerine sıkı şırlar da bevl etmek için kalkmaktan bile
sarf-ı nazar ederler. Şayet bu gibi eğlencelerle meşguliyet câri bir âdet haline gelecek olsa, insanlar cemiyet üzerine bir yük, bir parazit haline gelir ve nefislerini ıslâha yönetmezler.
Sizden birinizin ensesine geceleyin Şeytan üç düğüm atar. Eğer gece uyanıp Allah’ı zikrederse düğümün biri çözülür. Kalkıp abdest alınca biri daha çözülür. Kalkıp namaz kılınca üçüncüsü
de çözülür ve dinamik ve ruhen canlı olarak sabaha girer, büyük hayra erer. Eğer böyle yapmazsa, tembel ve uyuşuk bir ruh haleti
içinde sabaha girer ve hayra da ermez.”
Buhârî, Teheccüd 12; Müslim, Müsâfirîn 207; Ebû Dâvud, Tetavvu 18.
İhtiyarlık sıbgasıyla ilgili rivayetlerin bir kısmı, bizzat Resûlullah’ın (aleyhissalatu vesselam) şahsî ahvâlini belirtir: Efendimiz,Nasr sûresi’nin nüzulünden sonra, mütebaki ömründe, daha çok tövbe ve istiğfarda bulunmasının emredildiğini anlar ve “gelirken giderken, otururken kalkarken, her fırsatta “sübhânallahi ve bihamdihi estağfirullâhe ve etûbu ileyh” cümlesini dilinden düşürmez.