Bakara 138: Bizler, Allahın verdiği renklerle boyandık. Yani Allah tarafından gönderilen ve insanın yaratılış özelliklerini en uygun olan o doğal ve tertemiz inanç sistemini iman ederek hayatımızın her alanını bir inanca göre şekillendirdik. Çünkü Allahın dini insanın kendi rengi kadar doğaldır, suni boyalar gibi çirkin ve iğreti durmaz, Solmaz,pörsümez, silinip yok olmaz. Öyle ya, kimin boyası Allahın boyasından daha güzel olabilir? İşte bu yüzden biz ancak ona kulluk ederiz.
Bakara 121: Kendilerine verdiğimiz Kitabı ona yaraşır biçimde, yani manasını idrak ederek okuyan ve onu kendilerine bir hayat programı yapanlar var ya , işte ona gerçekten inananlar bunlardır. Onu inkar edenlere gelince, bunlar da zarara uğrayanların ta kendileridir.
BAKARA SÛRESİ
26. Oysa Allah, insanlara yol göstermek için bir sivrisineği de, küçüklük bakımından onun üzerinde olan bir şeyi örnek vermek ayıp görmez.İnananlar, bunun Rab'lerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. İnkâr edenler ise, küçücük bir sineğin bedenine yerleştiril-miş olağanüstü, taklit edilemez ilâhî yapıyı görüp de, Yaratanın sonsuz ilim, hikmet ve kudreti karşısında acizliklerini idrak ederek secdeye kapanacakları yerde:
"Allah bu örnekle ne demek istemiş acaba? Böyle sinek, örümcek, karınca, an gibi 'değersiz şeylerden bahsetmek ve hayatımızdaki bu kadar basit ayrıntılarla uğraşmak Allah'ın hikmetine ve şânına yaraşır mı? Allah bizi yaratmış ve serbest bırakmıştır, ne diye hayatımıza karışsın ki?" derler.
İşte Allah, bu örneklerle birçok kimseyi saptırır, birçoklarını da doğru yola iletir. Fakat bunlarla, bile bile kötülük ve çirkinliği tercih ederek sapıklığı hak eden o fâsıklardan başkasını da saptırmaz. İman sahipleri, bu hikmet dolu ayetleri düşünüp ibret alarak doğru yolu bulurlar, önyargılı ve kötü niyetli insanlar ise, sırf itiraz edebilmek için bu misallere takılıp kalır, küçük ve önemsiz gördükleri bu örneklerde nice dersler ve ibretler oldu-ğunu kavrayamazlar.
Derken Adem, asıl yaratılış gayesi olan halifelik görevini yerine getirmek üzere, cennetten çıkarılıp yeryüzüne gönderildi. Bu,” işlediği günahın cezasını çekmek” için değildi. Çünkü zaten tövbesi kabul edilmiş, suçu da bağışlanmıştı.