Dolayısıyla istese de istemese de, bir insanın yaşamına daimî bir neşenin ve kendi derinliğinden gelen soylu bir mutluluğun dahil olması öyle temel bir zorunluluktur ki, insan ancak bu sayede kendinde bulunan şeylerden keyif duyar ve sahip olduklarından fazlasını istemez.
Herkes mutlu yaşamak ister, ancak yaşamı mutlu kılan şeyin ne olduğunu görmek konusunda zihinleri kördür. Nitekim mutlu bir yaşama kavuşmak hiç kolay değildir, insan bir kere yoldan sapmışsa, ona kavuşmaya ne kadar istekli olursa, ondan o kadar uzak kalır. Zira aksi yöne gittiğinden, gidiş hızı aradaki mesafenin daha da açılmasına neden olur.
Sosyal ödül, ödülü sunan kişinin, ödülün yöneldiği kişi tarafından algılanma biçimiyle yakından ilişkilidir. Bir özdeyişte ifade edildiği gibi: ‘Laf insana göre değerlendirilir’.
Eğer amacımız bağcıyı dövmek değil de üzüm yemekse, mutlaka, ama mutlaka eleştirilerimizi belli bir dozajda tutmalıyız. Çocuğumuzla, eşimizle, öğrencimizle, elemanımızla ya da arkadaşımızla etkileşimlerimiz, her dediklerini ya da yaptıklarını eleştirmekten ibaretse, bu etkileşim biçimini bir an önce değiştirmeliyiz.