Otizm, sık sık tekrarlayan ama geçici bir durum değildi. Kalıcı bir var olma tarzıydı. Dünyadan bir geri çekilme değil, dünyayla farklı tarzda bir temas kurma şekliydi.
“Otizmli çocuğun tipik görünüşü şaşırtıcıdır. Diğer ciddi gelişimsel bozukluklardan mustarip çocuklara aşina olanlar, bu çocukların genelde engelli göründüklerini bilirler. Otizmli çocuk ise, tersine, çoğu zaman büyüleyici ve bir şekilde uhrevi bir güzelliğe sahiptir. Bu bebeksi görünüşün ardında incelikli fakat tahripkâr bir nörobiyolojik anormalliğin yattığını tahmin etmek güçtür” (1989,1).
Kanner’e göre ilk otizm salgını 1951 ile 1959 arasında gerçekleşti. “Neredeyse bir gece içinde sanki bütün ülke çok sayıda otistik çocukla dolup taşmıştı ve her nasılsa bu eğilim denizaşırı ülkelerde de görülmeye başlamıştı”