İşte deniz! Dümdüz, sakin! Burada herşey, bağlar, Güney güneşi ve balıkçıların ağları, mutluluk için yaratılmış sanki. Ama bu mutluluğun yanı başında , şu dağların ardında savaş sürüyor. Trende herkes uyanmış ve kimi zaman mavilesip kimi zaman bir tuğla kırmızısına bürünen bu dağlara dikmiş gözünü: Öte yandan kader bekliyor.
Toplum, herhangi bir evin karesi değildi ki! Toplum bir piramitti. Faşizm, yeni ölçüler yeni değerler getiriyordu: Fizik gücün; kitapların değil, spor aşamalarının, araştırmalarının ve tartışmaların değil, devlet ve hükümet kurumlarının silah zoruyla alınmasının; seçimlerin değil, makineli tüfeklerin dünyasını istiyordu.
İnanmış, uzun ve hastalıklı çehreler inanmamışları öldürüyor, yakıyorlardı. Bazıları göğüslerinde tuttukları haçı, kendileriyle birlikte bir dostun kucağına atarcasina ölümün kucağına atıyorlardı. Her yerden biçimsiz yaratıklar fışkırıyordu: İspanya'da karıncalardan daha çok olan körler, kamburlar ve iyiler. Hepsi. Başörtülü kadınlar makineli tüfeklerle kucak kucağa yaşıyorlar, kadın yelpazeleri, el bombalarıyla tuhaf bir dostluğu sürdürüyordu.