Yoğun endişe, insan hayvanına miras kalmış en acı verici duygudur. Shakespeare'in dediği gibi, "Şimdiki tehlikeler, geleceğe dair kurgulardan daha az tehlikelidir"
Hermann Hesse'nin deyişiyle, "bütün bir kuşağın insanlarının iki ayrı yaşam biçimi arasında sıkışıp kalarak kendini anlama yetisini yitirdiği ve her türlü standardın, korunmuşluk duygusunun ve kabullenmemin elden kayıp gittiği" zamanlarda yaşıyoruz.
Duyarsızlık ve hissizlik de endişeye karşı birer savunma yöntemidir. Kişi sürekli olarak üstesinden gelemeyeceği tehlikelerle yüzleştiğinde, nihai savunması, bu tehlikeleri hissetmekten kaçınmaktır.
Bu boşluk duygusunun psikolojik kökeni nedir? Sosyolojik ve bireysel olarak gözlemlediğimiz boşluk ya da hiçlik duygusu, insanların sahiden boş oldukları veya duygusal gizilgüce sahip olmadıkları şeklinde yorumlanmamalıdır. İnsanlık sanki şarj edilmeye gereksinim duyan bir pil gibi kelimenin gerçek anlamı ile boş değildir. Boşluk duygusu genellikle insanların, hayatlarına ya da içinde yaşadıkları dünyaya ilişkin etkili bir şey yapmaktan aciz olduklarını hissetmelerinden kaynaklanır.