Mesela; her tarafı ormanla sarılı yüksek bir dağda, ufak bir kulübede ömrümün sonuna kadar kimseyle görüşmeden yaşamak; taşlar, yapraklarla konuşmak ve düşünmek istiyorum. Öyle zamanların oluyor ki bu düşünce şiddetli bir memleket hasreti gibi beni sarıyor, bana hayatımın bir gayesi gibi görünüyor.
Hâlbuki aradan zaman geçince yalnız güzel günlerimizi hatırlar ve fena günlerimizi hemen unuturuz. Maziyi düşündüğümüz zaman gözümüzün önüne gelen felaket anları az ve kişisel, mutlu anlar ise çok ve kapsamlıdır. Demek ki muhakememiz felakete karşı hassas, hafızamız ise mutluluğu saklamakta usta.
Ömrümün sonuna kadar felaketlerimle başbaşa kalacağım.Halbuki insan felakete, saadete alıştığı gibi çabuk alışamıyor. Felaket zamanları ne kadar uzun sürerse sürsün, her sabah uyandığımızda sanki daha bir akşam evvel başımıza bu işler gelmiş gibi içimiz dar ve kalbimiz ezilmiştir.