İlk kez bir ölü gördüğümde öğrenciydim. Evinde çıkan yangında ölmüş,
yirmi beş yirmi altı yaşlarında genç bir kadındı. Dumandan boğulmuştu, vücudu
alevlerden zarar görmemişti. Morgun teşhir eden şiddetli ışığı altında soğuk bir
masada yatıyordu. Gözleri aralıktı; göz kapakları arasından donuk göz akları iki
yarık gibi görünüyordu. Kanı çekilmiş dudakları arasından dilinin ucu çok
hafitçe dışarı çıkmıştı. Beni en çok etkileyen şey ne kadar hareketsiz
göründüğüydü. Bir fotoğraf kadar donuk ve kıpırtısızdı. Yaptığı her şey, olduğu
her şey ve umduğu her şey sona ermişti. Sonsuza dek.
Michel Foucault ve George Orwell hiç tanışmış mı bilmiyorum. Foucalt'ın Orwell'i okuduğunu düşünüyorum. Çünkü bazı açılardan İktidarın Gözü= Büyük Birader Seni İzliyor.
Hapishane, suça eğilimli kişi imalathanesiydi; suç işlemeye eğilimli olmanın hapishane yoluyla üretilmesi hapishanenin yenilgisi değil başarısıdır çünkü hapishane bunun için yaratılmıştı.
Yasanın iktidarının gerilemekte değil, çok daha genel bir iktidara dahil olmakta olduğu bir toplum türüne girdik: Kabaca norm toplumu. Ceza kurumunun, ortaya çıkmasını gerektiren edimi - hüküm vermek - günümüzde mevcut haliyle kabul etmekte ne kadar güçlük çektiğine bir bakın. Sanki bir suçu cezalandırmanın hiç anlamı yokmuş gibi suçlu giderek hastayla özdeşleştirilmekte, mahkumiyet ise bir tedavi reçetesi yerine geçmektedir. Bu, esas olarak yasaya dayanan bir hukuk toplumu olmaya son vermekte olan bir toplumun karakteristik özelliğidir. Esas olarak norma dayalı bir toplum haline gelmekteyiz.