Emre

İnsanlar, tüm koşullarda acıdan ve üzüntüden sakınmayı âdet haline getirmişlerdir, bu bağlamda sevgi tüm çatışmaların son bulması anlamını kazanmıştır. Kendilerine, bu düşünceye inanmak için iyi bir gerekçe de bulurlar, çevrelerindeki çatışmalar taraflara hiçbir yarar sağlamaz. Bunun nedeni aralarındaki "çatışma"nın aslında gerçek çatışmadan sakınmaktan başka bir şey olmamasıdır. Bu çatışmalar yapıları gereği çözülemeyen, açıklanamayan, küçük uyuşmazlıklardır. Bir şeyi ört bas etmek ya da suçu üstünden atmak için çıkarılmamış olan iki insan arasındaki gerçek çatışmalar, ait oldukları içsel gerçeğin derinliklerinde yaşarlar ve yıkıcı olmazlar Böylesi çatışmalar her şeyin açıklanmasını içerir ve sonunda her iki insan da daha bilgili ve güçlü çıkacağı bir arınmadan geçmiş olur.
Sayfa 121·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Çağdaş kapitalizm, büyük sayılarla ve uysallık içinde bir araya gelecek insanlara gereksinim duyar. Bunlar giderek artan bir şekilde tüketime yönelmeli, beğenileri kalıplaşmalı ve kolayca etkilenip yönlendirilmelidirler. Çağdaş kapitalizm kendini özgür ve bağımsız hisseden, hiçbir otoriteye, ilkeye ya da öz duyuya kul olmamış insanlara gereksinim duyar ama bunların buyruk almaya, kendilerinden isteneni yapmaya, toplumsal mekanizmayla sürtüşmeden yaşamaya yatkın olmalarını ister; öyle ki zor kullanmadan yönlendirilmeli, öndersiz yönetilmeli ve iyi ya da kötü bir amaca sahip olmadan çalıştırılmalıdırlar. Bundan ne sonuç çıkar? Çağdaş insan kendisine, çevresindeki insanlara ve doğaya yabancılaştırılmıştır. İnsan bir meta haline dönüştürülmüş, yaşam güçlerini var olan pazar koşulları altında kendisine en fazla kar getirecek alana yatırması sağlanmıştır. İnsan ilişkileri, güvendiklerini sürüye bağlı olmakta, düşünce, duygu ve eylem yönünden diğerlerinden ayrı olmamakta gören, birbirine yabancılaşmış otomatların ilişkileri haline getirilmiştir. Herkes birbirine olduğunca yakın olmaya çaba harcarken diğer yandan kendini tümüyle yalnız hisseder, tek başınalığının her zamanki sonucu olan derin bir güvensizlik, huzursuzluk ve suçluluk duygusuna gömülür. Uygarlığımız kişinin bu tek başınalığını bilince çıkarmasını engelleyecek birçok oyalayıcı şeye sahiptir: Her şeyden önce sıkıca düzenlenmiş ve makineleştirilmiş çalışma düzeni, insanı en temel insanca isteklerinden, kendini aşma ve bir olma halinden habersiz kılar. Bu tekdüzelik insanda bir doyum yaratmadığı için insan bu bilince çıkaramadığı sıkıntıdan eğlenceyle, eğlence sanayisinin ona sunduğu müzik ve filmlerle kurtulmayı dener, bundan başka eski eşyalarını değiştirip durmadan yeni bir şeyler alarak kendini avutur.
Sayfa 105·Kitabı okudu
... birçok kişi için ayrı olmaktan kurtulma anlamına gelen başka yollar da vardır. Kendi kişisel yaşamından umut ve kuşkularından konuşarak, çocukça davranıp çocuklaşarak, dış dünyaya karşı genel bir ilgi göstererek ayrı olmanın üstesinden gelmek denenir. Hatta kişi öfkesini, nefretini, o güne dek içinde gemlediği her şeyi dışa vurarak da yakınlaşma sağlayabilir.... Ne var ki bu tip yakınlaşmaların tümü zaman içinde yavaş yavaş eriyip yiter. Sonuçta kişi sevgiyi yeni birinde, bir yabancı da aramaya başlar. Yabancı bir kez daha ''yakın'' kişi haline dönüşür. Aşık olma süreci yeniden alevlenip hızlanır ve tekrar yavaş yavaş uzaklaşma başlar. Bu da öncekiler gibi yeni bir zafer, yeni bir aşk isteğinin kabarmasıyla son bulur.
Sayfa 73·Kitabı okudu
'' Aynı kelimeler söyleniş biçimine bağlı olarak sıradan ya da olağanüstü olabilir. Bu söyleyiş biçimi, kişinin istemi işe karışmaksızın, sözlerin insanın ne kadar derinlerinden kopup geldiğine bağlıdır. Ve garip bir uyumla, bu sözler dinleyenin içinde aynı derinliklere gömülür. Böylece dinleyen, eğer bir parça sevgi varsa içinde, sözlerin taşıdığı değeri sezecektir.'' -Simone Weil-
Sayfa 67·Kitabı okudu
Sevgi aslında özgün bir kişiyle ilişki değil, bir tavır, sadece bir sevgi ''nesnesine'' değil tüm dünyaya karşı bağlılığı belirleyen bir karakter yönelimidir.
Sayfa 66·Kitabı okudu