Herkesi elimde içinde lokman hekimin ölümsüzlük iksiri bulunan cam bir fanusu tutuyormuş gibi tuttum, esirgedim kırılmasın diye de nihayetinde yine taş atılıp tuzla buz olan ben oldum.
Yağmuru dinmiş bir ekim gününde sönük bir sonbahar güneşi gibi yokluğun. Bir yerlerde olmanın varlığı bir ışık yakıyor ama uzaklığın hasretin üşütüyor.