ilk kitap yorumum da böyle bir esere olacağı için mutluyum öncelikle bunu belirtmek isterim. bu seriyi Zek ile maraton şeklinde tekrar okuyoruz. ikimiz de deliler gibi sandman hayranıyız ve bence her kareyi paylaşmamak için zor duruyoruz :>
çizgi roman okumayı çok severim. bana her zaman büyüleyici gelmiştir. sayfalarca kitapların uzun betimlemelerini, iç konuşmalarını minik minik konuşma balonlarına sığdırıp görsellerle birçok duyguyu yansıtılması beni çok etkiler. ve bu etkileyicilik arasında beni en çok sarsan eser de sandman'dir.
konusuna şöyle bir değinmem gerekirse bir tarikat ölüm'ü çağırıp onu hapsetmek isterken sanırım işler beklenenden farklı sonuçlanmıştır ve rüya'yı hapsetmişlerdir. rüya'nın 70 yıllık esaretinden kaçıp elinden alınan üç adet güçlü eşyasının peşine düşmesini ve bu sırada yaşadığı olayları ilk kitapta konu almaktadır. (ah bahsetmek istediğim birçok ayrıntı var ama herhangi bir şey bile spoiler olur diye açmadan kapatıyorum ağzımı.)
bu seriyi neden bu kadar çok sevdiğimden bahsetmek istiyorum. bizlere birçok yapımda ve eserde çok ama çok güçlü karakterler gösterdiler, okuttular, izlettiler. bu karakterlerin her biri dehşet yakışıklı/güzel, kusursuz ve muazzam bir tiplemedeydi (en azından genel olarak). karşımızda olan rüya belki de aklımızın alabileceğinden de kat ve kat güçlü bir karakter. ama buna rağmen bu karakteri korkmuş, yıpranmış, yorgun ve hayat amacını ararken buluyoruz. bu benim rüya'ya daha çok ısınmama ve benimsememe neden oldu. çünkü her insan belli noktalarda buhrana düşüp zayıf hissedebiliyor. karşımızdaki bu akıl almaz güçlü karakteri de buhranda görünce içimden ona sarılmak ve "yapabilirsin, hepsi geçecek" diyesim geliyor. gaiman bizlere bu konuda empati yapabilmemiz için kusurlarıyla kusursuz olabilen mükemmel bir