Kendine Ait Bir Oda’yı okurken, kadınların neden yüzyıllar boyunca yazamadığını değil; neden yazmalarına izin verilmediğini düşündüm. Virginia Woolf, bu kitapta bana yetenekten önce imkânın, ilhamdan önce özgürlüğün geldiğini hissettirdi.
Okudukça fark ettim ki kadınların edebiyattaki yokluğu bir eksiklik değil; bilinçli bir yok sayılmanın sonucu. Toplumun kadının zihnini değil, itaatini ödüllendirdiği bir düzenin içinde, üretmenin ne kadar zor olduğunu Woolf çok sakin ama çok güçlü bir dille anlatıyor.
Bu kitap bana şunu düşündürdü: Kendine ait bir oda sadece fiziksel bir alan değil; düşünebilme, yalnız kalabilme ve var olabilme hakkı. Bugün bile hâlâ ne kadar gerekli olduğunu görmek kitabı daha da çarpıcı kılıyor.
Bitirdiğimde geriye kalan duygu şu oldu:
Kadınların yazamamasının nedeni yeteneksizlik değil, ellerinden alınmış fırsatlar.