“Ev o günden sonra başka koktu.Sanki kapılar daha ağır kapanıyor, duvarlar daha çok yankı yapıyordu.Küçük kardeşim annesinin kokusunu battaniyesinde ararken, biz büyümenin ne kadar sessiz ve acımasız olabileceğini anladık.
O günden sonra hiçbir şey aynı olmadı.”
“ En küçük kardeşimiz henüz iki yaşındaydı.Salonda yerde oyuncakları dağılmıştı ama kendisi ortada yoktu.Birkaç dakika sonra onu annemin yorganına sarılmış, sessizce uyurken bulduk.Kimse bir şey söylemedi.
Sonra ablamlardan biri mutfak masasının üzerinde bir kağıt buldu.Katlanmıştı.Tanıdık bir yazıyla yazılmıştı: Annemizin el yazısıydı.
O mektubu kimse yüksek sesle okumadı o gün.Sadece cümle cümle, elimizde sıra sıra dolandı.Her satırı içimize ayrı battı.Giderken ne hissetti bilmiyoruz ama geride kalan bizler, kelimelerin bile yetmediği bir yalnızlığa düştük.”
“Konuşamasam da duyuyordum,okuyamasam da hayal kuruyordum.Belki de o günlerde sessizce içimden şu cümle geçmişti: “ Bir gün yazacağım.Konuşamadığım her şeyi, içimden alınan her sözü yazacağım.”