ne geçmişi düşünebilirdim ne de geleceği.. geçmişin sayfasında yazılan öykü öylesine olağanüstü tatlı, öylesine hüzünlüydü ki tek bir satırını okumak bile cesaretimi kırıp beni güçten düşürmeye yeterdi.. geleceğin sayfası ise korkunç bir boşluktan ibaretti; yeryüzünün tufandan sonraki durumu gibi bir şey..
kimilerinin acıması insanı aşağılar, jane.. bu acımayı acıyanın yüzüne çarpmak ister insan.. ama bencil, taş yürekli kişilerin acımasıdır bu.. acımayla küçük görmenin bileşimidir gerçekte, bu yüzden de insanın ağırına gider.. senin acıman böyle değil, jane.. şimdi yüzünde okunan, gözlerinden taşan, avucumun içinde elini kuş gibi titreten duygu bambaşka.. senin acıman bir ananın acımasına benziyor sevgilim, ben de bunu alıp başıma koyuyorum..
hayatımın yıkılmış, sevgimin yitirilmiş, umudumun sönmüş, güvenimin kırılmış olduğunu bütün acılığıyla, bütün gerçekliğiyle birden kavradım.. bu korkunç dakika anlatılmaz..! gerçekten de: sular ruhuma yürüdü, çamurlara gömüldüm.. ayakta duramıyorum; derin sulara varmışım… seller her yanımı kapladı..
bugünü renksiz ve silik, yarını ıpıssız.. yaz ortasında kara kış bastırmıştı; haziran göklerinden lapa lapa kar dökülmüştü; olgun elmalar buz tutmuş, açmış gülleri kırağı vurmuştu.. yemyeşil tarlaların üzerinde buzdan bir kefen vardı.. dün çiçeklerle renk renk olan kır yolları bugün üzerinden ayak yürümemiş karlarla kaplıydı; dün tropik bahçeleri gibi yemyeşil, mis kokulu dalgalanan korular şimdi norveç'in kar altındaki ormanları gibi ıssız, yaban uzanıyordu.. bütün umutlarım sönmüştü... gözle görülmez bir lanete uğramışçasına..