görünüş bakımından güzeldi, birçok parlak yetenekleri vardı; gene de ruhu yoksul, gönlü yaradılıştan çoraktı.. gönlünün toprağında kendiliğinden bitmiş hiçbir çiçek açmıyor, hiçbir dal zorlamadan meyve vermiyordu..
tevekkeli değil, "gönül kimi severse güzel odur," dememişler..!
…
ama benim gözümde güzelden de üstündü.. beni tümüyle sarıp egemenliği altına alan bir etkisi, bir büyüsü vardı ki duygularımı irademin elinden alıyor, kendi kudretine tutsak ediyordu.. hiç istememiştim onu sevmeyi; yüreğimdeki aşk tohumlarını görür görmez söküp atmak için çok çalışmıştım.. okurum bunu biliyor.. ama şimdi, onu yeniden gördüğüm şu ilk anda gönlümdeki tohumlar canlanıvermiş, yemyeşil, dipdiri filiz sürmüştü.. efendim, yüzüme bile bakmadan kendisini sevmeye zorluyordu beni..
dikkatini o hanımlara verdiğini, baksam da farkına varmayacağını anlar anlamaz, gözlerim, elimde olmadan, onun yüzüne gitti.. gözlerimi yönetemez oldum.. kirpiklerim ille kalkmakta, gözbebeklerim karşıdan ona saplanmakta direniyordu.. bakıyor, bakmaktan da derin bir kıvanç duyuyordum.. keskin gene de içimi buran bir duyguydu bu.. bir altın ki ucu sipsivri çelik.. öyle bir zevk ki susuzluktan ölmek üzere olan bir adamın son gücüyle ulaştığı kuyunun ağulu olduğunu bile bile gene de suyundan doyasıya, minnetle içmesi gibi bir şey..