"Manzara sürekli kararıyor ve yerdeki otların yeşili azalıyordu sanki. Tren hızla giderken, renkler gitgide daha çok soluyordu; otlar kuruyup sararıyor, manzara gitgide daha çıplak ve çirkin bir hale geliyordu."
"Jurgis'in evleneceği filan yoktu; evlilik fikrine ancak budala bir erkeğin düşebileceği bir tuzak gözüyle bakarak gülerdi; fakat bu kez daha iki çift laf bile etmeden, en fazla beş altı kez karşılıklı tebessüm edildikten sonra, kendini utanç ve dehşetten mosmor olmuş bir yüzle Ona'nın annesiyle babasından onu başlık parası karşılığında kendisine eş olarak vermelerini isterken bulmuştu..."
"Ona derin bir nefes aldı. Tıpkı yetişkin bir kadın gibi, bir kocası olması ne harika bir şeydi insanın; hem de bütün sorunları çözebilen, iri yarı ve güçlü kuvvetli bir koca."
"... yeter ki hayatın, bütün kaygıları ve dehşetine rağmen, aslında o kadar da mühim bir şey olmadığı, sadece nehrin yüzeyindeki bir su kabarcığı olduğu, altın rengi toplarını atıp tutan bir jonglör gibi oynayabileceğiniz, bir kadeh az bulunur kırmızı şarap gibi keyifle içebileceğiniz bir şey olduğu gerçeğine bir kerecik olsun tanıklık etsin. Dünyanın efendisi olma hissini bir kez tattıktan sonra, insan yeniden çalışıp didinmeye başlayabilir ve geriye kalan günlerini bu anıyı hatırlayarak geçirebilir."