Bir ceviz ağacından taze koparılmış bir cevizin en dışında yeşil bir kabuk vardır. Bu yeşil yumuşak kabuğu kafa derimiz kabul edersek, hemen altındaki sert kabuk da, kafatasımızla eşleşir. Ama asıl benzerlik bundan sonra görünür. Ceviz, kıvrımlı yapısıyla beynimize çok benzer. Ayrıca ceviz içi tıpkı beynimiz gibi iki yarıdan oluşur. Ceviz içinin üzeri incecik bir zarla kaplıdır. Beynimiz de adına korteks denen ince ama son derece önemli beyin zarıyla sarılmıştır.
Asıl ilginç olan, meyveler arasında içinde gümüş iyonu taşıyan tek meyve cevizdir. Ve vücudumuzda gümüş iyonuna ihtiyaç duyan tek organ da beyindir!
Yani ceviz her haliyle "Ben beyin için yaratıldım" demektedir.
İlk kez bir serçe gördüğüm günü...
İlk kez bir papatya gördüğüm günü...
İlk kez yıldızları ve ayı gördüğüm günü... İlk kez gökyüzünün masmavi teninde akıp giden bulutları fark ettiğim günü de hatırlamak ve bir daha asla unutmamak isterdim...
Bilimin, 18. yüzyıla kadar ciddi ciddi tartıştığı bu gerçek dışı fikirler, Kur'an'ın bin seneden fazla bir süre önce vahyedilen ayetleri karşısında, leylek hikâyeleri kadar komik durmakta değil mi?
İnsan böyle şeyleri öğrendikçe, çevresindeki en basit olayın bile aslında hiç de basit olmadığını farkediyor?İşin doğrusu atom hakkında buraya kadar anlattığımız şeyleri az çok bilen hiç kimse, artık çevresine boş gözlerle bakamamalı..Her gördüğü şeyin, her şahit olduğu olayın (Sofranıza konan bir tas sıcak tarhana çorbası mesela) sayısız mucizelerin art arda sıralanmasıyla ortaya çıktığını bilebilmeli bence.. En azından arada bir hissetmeli..Acayip bir alemde yaşıyoruz ve acayip, garip demektir, olağanüstü demektir, mucize demektir...