Bir takım bilim adamları, milyarlarca milyarlarca milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki gök adaları ve onların ötesinde neler olup olmadığını araştırıyor... Onların araştırdıkları şeylerin büyüklüklerini aklımız almıyor... Bir takım bilim adamları da, gözlerini atomun üzerine dikmiş ve bu esrarengiz şeyin sırlarını çözmeye çalışıyor... Onların araştırdıkları şeyin de küçüklüğünü aklımız almıyor... Ve yaratılmış en küçük şey ile en büyük şey arasında neredeyse tam ortada durduğumuz için, her iki tarafa da hayretle ve ibretle bakıyoruz... Bazen yıldızların akıl almaz ihtişamı, bazen atomun akıl almaz küçüklüğü gözlerimizi kamaştırıyor... Ve, "Allah ne büyük!" diyoruz. "Şu yıldızları nasıl yaratmış..? Şu atomları ne kadar da kü çük.."
"Söylediklerim doğruydu ve ben herkese karşı dürüst olmaktan yanayım."
"Fakat gerçeğin tümünü söylemiyorsunuz,” "Sadece nahoş kısımlarını söylüyorsunuz. Örneğin bana onlarca kez saçımın kırmızı olduğunu söy lediniz ama hiçbir zaman güzel bir burnum olduğunu söylemediniz."
"Sanırım bunu kimse söylemese de bili yorsun zaten,"
"Saçlarımın kırmızı olduğunu da biliyorum. Gerçi şimdi rengi, eskiye göre çok daha koyulaştı... Bunu da bana tekrar tekrar söyleminizin anlamı yok."
"Bak sen! Madem bu konuda hassassin, ben de artık bundan bahsetmemeye çalışacağım. Beni hoş görmeye çalış Anne. Açık sözlü olmak gibi bir huyum var ve insanların buna kafayı takmaması lazım."
"Ama insan elinde olmadan takıyor işte. Üstelik bunun sizin huyunuz olması da hiçbir şeyi değiştirmiyor. İnsanları sürekli iğneleyen ve ardından da 'Affedersiniz, söyledik lerime takılmayın. Bu benim huyum,' diyen biri hakkında ne düşünürdünüz? Deli olduğunu düşünürdünüz, değil mi?