Güzelsiniz ama boşsunuz, demiş onlara sonra. Kimse sizin için canını vermez. Elbette herhangi biri benim gülümün size benzediğini sanacaktır. Ama o, sadece o, hepinizden daha önemli, çünkü o benim suladığım gül. Çünkü fanusun altına koyduğum gül o. Çünkü rüzgârdan koruduğum gül o. Çünkü tırtıllarını (kelebek olabilsinler diye bir iki tanesi hariç) öldürdüğüm gül o. Çünkü yakınmasını, böbürlenmesini, hatta bazen susmasını dinlediğim gül o. Çünkü o benim gülüm.
Aynı saatte gelseydin daha iyi olurdu, demiş tilki. Mesela eğer öğleden sonra dörtte gelirsen, ben saat üçten itibaren mutlu olmaya başlarım. Saat ilerledikçe daha çok mutlu olurum. Saat dört olunca heyecanlanıp endişelenirim, mutluluğun bedelinin ne olduğunu öğrenirim!
Buğday tarlaları bana hiçbir şey düşündürmez. Üzücü değil mi bu? Ama senin saçların altın rengi. O yüzden beni evcilleştirdiğinde harika olacak! Altın gibi sarı buğday bana seni hatırlatacak. Ve buğdayları okşayan rüzgârın sesine bayılacağım...