Bu deney aynı zamanda DNA'nın araştırmacıların duygularına göre farklı şekilde değişikliğe uğradığını da gösterdi. Eğer araştırmacılar minnet, sevgi ya da şükran hissediyorsa DNA da bu durumda gevşiyor, yani DNA'nın bağları açılış daha uzun hale geliyordu. Tam tersine araştırmacılar tatminsızlık, korku, öfke ya da stres gibi duygular hissettiğinde DNA kısalıyor, hatta kodlar arasındaki bağlar bile kopuyordu! DNA olumsuz duygulara küçülerek tepki veriyordu.
Diğerlerinden ayrı olduğumuz bilinciyle büyüdük. Bu da ister istemez bir tecrit ve yalnızlık hissi doğurdu. Farklı eşyalara ve olaylara tesadüfen denk geliyormuş gibiydik. 'Biz' ve dünyanın geri kalanı birbirimizden ayrıydık. Bu dünya algısı o kadar aşikar hale geldi ki duygusal olarak kötü hissetsek bile, kendi kendimize soru sormayı bıraktık. Böylece hayatımız bu kesinlik içinde akıp geçerken, çoğu zaman bu düşüncemizin onaylandığını gördük.