..hepimiz annelerimizi içimizde bir delik gibi taşırız, büyük ya da küçük, ölü ya da diri, işte bu yüzden yaşayabilmek için bu delikleri doldurmaya çalışırız ya da annelerimizi reddederiz ama o zaman da -becerebildiğimizi düşündüğümüzde- özgürleşmenin suçluluğuyla yaşamak zorunda kalırız. Suç olmadan özgürlük de olmaz, bu arada baştan beri suçlusun, daha çocukken suçluydun çünkü acı zincirine katıldın bir kere.
Bir kadın çocuk doğuruyor ve kollarına verilen, ona bağımlı, onun bakımına muhtaç bu çaresiz yaratıkla nasıl başa çıkacağını bile miyor. Kendi kendinle bile başa çıkamazken çocukla nasıl başa çıkacaksın? Çocuk yük oluveriyor, çocuk imkansız bir zorluk oluveriyor, bir zamanlar olduğun çocuğu bile taşıyamazken bu yükü, bu çocuğu nasıl taşırsın, hepimizin içinde yaşayan o çocuk nasıl taşınır, özellikle de küçük yaşta yitirdiği annesini zar zor hatırlayan....
..rüştünü ispatlama hakkından mahrum bırakılmak, yetişkinken çocuk muamelesi görmek aşağılayıcıdır. O zaman çocukluğa geri dönersin, suç mahalline dönen bir suçlu gibi.
Ama onun, senin kafanda ne tür bir imge olduğuyla ve kendinle meşgul zihninde ona ne tür bir rol yüklediğinle hiç mi hiç ilgilendiği yok. Kendine gel! Ancak bu kadar umurunda olmazdı yani!