Çok sayıda duygusal girdi ile çevrelenmiş olan beynin etrafı algılayabilmesi için alışma şarttır. Genelde güçlü ya da sıra dışı uyaranlara alışmak daha uzun sürer ( Bu yüzden ünlü restoran şefleri uzun ve pahalı bir yemek boyunca küçük porsiyonlar halinde çok sayıda çeşit sunarak, duyusal alışmaya karşı bir mücadele veriyor. Böylece müşteri daha fazla yeme eğilimine giriyor)...... Çıtır yiyecekleri çiğnemek, çıtır olmayanları çiğnemeye kıyasla daha gürültülüdür. Eğer daha güçlü duyusal sinyallere alışmak daha uzun sürüyorsa, herhangi bir yeme seansı sırasında çıtır yiyecekler yemekten daha uzun süre keyif alıyor olmalıyız. Diğer her şeyin sabit olduğunu varsayarsak, çıtır bir yiyeceği sevme nedenimizin, kafamızın içinde çıkardığı sesten hoşlanmamız olduğunu ileri sürmek mantıksız olmayacaktır.
Çıtır ya da kıtır yiyecekleri çiğnemek, beyindeki bir diğer işlevsel ağı daha harekete geçirir: işitme ağı.
.
.
Çıtır bir şey çiğnediğinizde devreye giren başat duygular tat ve koku olacaktır. Fakat ses de her zaman işin içindedir....... Restoran sahipleri ve işletmecileri, müzik yoluyla ya da salonun akustik özelliklerinde değişiklik yaparak işitsel ortama manipüle etmenin, müşterilerin ne miktarda ve ne kadar süre boyunca yediğine etki ettiğini gayet iyi bilirler.
Çıtırlık ile bitkisel gıdalar arasında kurduğumuz ilişki, aklımıza çoğu kez tazeliği getirir.
.
.
.
Endüstriyel sebze ve meyvelerin gerçekte taze olmadığını sadece bir tazelik hissi ya da yanılsaması verdiğini belirtmek isterim. Dahası, tazeliğe verilen önem, tüketicilere lezzet pahasına tazelik vaat etmek üzere seçilip yetiştirilen çeşitlerin ortaya çıkmasına ve yaygınlaşmasına yol açtı. Tazeliğin bir ölçütü olarak beynimizdeki "çıtır düğmesi"ne basılmak amaçlanıyor.
.
.
.
Günümüzün beslenme alışkanlıkları, nesiller boyunca, gıda üretim ve dağıtımının endüstriyel ve teknolojik dünyası tarafından şekillendirildi. Bu endüstri, zihnimizde yiyeceklerle ilişkili evrimsel düğmelerle sürekli oynayan ürünler ortaya koymakta ustalaştı.
Tek başına "çıtır" kelimesi, malzemeleri ya da pişirme tekniklerini betimleyen bir yığın sıfatın yaptığından daha fazla yiyecek satılmasını sağlıyor. Çıtır yiyeceklerin doğal bir albenisi var.
Nar gibi kızarmış ekmek sevme sebebimiz böcek yiyen atalarımızın yaşadıkları bu tatmin duygusunu kolektif bilinç ile bize aktarmasıymış. Yani onlar böcek yerken kabuklarından çıkan çıtırtılar nasıl hoşlarına gidiyorsa, bize aktardıkları bu "tanıdık" duyguyu bizler de "çıtır" yiyeceklerde yaşıyoruz. Kitaptaki alıntıyı aynen bırakıyorum:
Nitekim yaklaşık 50 milyon yıl önce yaşayan ilk primatlar muhtemelen ağırlıklı olarak böcekle besleniyordu. Primatların bu böcekçil mirası ve böcek yeme pratiğinin insanlar arasındaki yaygınlığı dikkate alındığında, böcek yemeye karşı doğuştan gelen bir tiksinmenin büyük ihtimalle temelsiz olduğu, hatta aslında durumun tam tersi olduğu görülür. Bir tür olarak bizler pek çoğu çıtır olduğu için mi böcekleri yiyoruz? Yoksa çıtır böcekler atalarımızın tercih ettiği bir yiyecek olduğu için mi çıtır yiyecekleri seviyoruz? Bu ikinci olasılık çıtır yiyeceklerin cazibesinin eskiye dayandığını ve bilişsel açıdan köklü bir yere sahip olduğunu düşündürüyor.