İsmail’in Kendi Kendine Delirmişliğine Dair Hikayat
İsmail her sabah ne yapacağını bilmemeye uyanır
nasıl dayanacağını ve değmeden aralarından
nasıl geçip gideceğini düşünerek uyanır
rutubetli odada, dar yatakta
Allah’a şükrederek doğrulur yatağından
‘şükredecek neyin var lan?’ der iç sesi
‘tövbe de!’ der iç sesine, kendi kendini susturur
iç ses nedir bilmez esasında İsmail
onu şeytan zanneder
öyle avunur
Kazara dünyaya gelmiştir İsmail
kazayla da öleceğine inanır
iki kaza arasında
bir biriktirdiği kaza namazlarına hayıflanır
bir de etrafında olup bitenlere şaşırır
ota, kuşa, balığa
sadık bir köpek gibi
alarmla uyanan insanlara
-İsmail hiç alarmla uyanmaz-
simitçiye, dolmuşçuya, sucuya
herkese ve her şeye şaşıra şaşıra
yatağının rahminden derin bir kaygıyla
açılır dünyaya İsmail
Az okumuş olsaydı
ontolojik kaygı derdi buna
ama ontoloji nedir bilmez