Göğsünün üzerinde türüyordu
bir kelebeğin nesli
Bahar çiçekleri açıyordu
yasak çoğrafyasında çıplak bedenlerin
En balçık noktasında
en ıslak
Ben onca çirkefin içinde
çıkıp sana sığınıyordum
ne sığınmaktı ama benimkisi
Ne sığınaktın sen
Sanırsın, bir arı kabilesinin
Aşiret ağaları konaklamış dudaklarına
Yoksa damağımda kalan bu tatlı hasret de neyin nesi?
Tanrının ulaşılmaz cennetindeki yasak meyvelerden hangisinin bilmiyorum
Devletin hangi sarsılmaz bütünlüğünü sarstık bilmiyorum
Alnı secdede nasır tutmuş dedemin duaları neden kabul olmadı safağa karşı bilmiyorum
İbadetinden taviz vermeyen pirlerimize bu kadar duyarsız olmamalıydı tanrı söz almıştı dağlardan kan değil, insan akacaktı akın akın kim öldürdü inan bilmiyorum.
Ben seni
bir kulun ebedi ibadetinin mükafatı olan cennet kadar hak ediyorum
sen kiminle günah işliyorsun?
“gülleri sarı severim; toprağı ıslak…türküleri yanık, şiirleri hoyrat havayı nemsiz, çayı demsiz… bir seni olduğun gibi, bir seni her şeye rağmen, bir seni, hala…” Ümit Yaşar Oğuzcan
Ağaçların yeşili kalmadı
Gökyüzünün mavisi yok
Bu dağlar o dağlar değil
Rüzgarında kekik kokusu yok
Kim bu çaresiz adam
Bu kan çanağı gözler kimin
Kaç gecedir uykusu yok
Gündüzü yok
Gecesi yok
Yok
Yok
Anladım
Sensiz yaşanmaz bu dünyada
İmkanı yok.