Eskilerin "ilahi" dediği şeyi biz Türkçede "yücelik" olarak tabir ediyoruz. Varlığın yüceliği ve güzelliği bir arada... Biz bunu hissediyoruz, fark ediyoruz ve onun karşısında hürmet, huşu, hayret ve hayranlık duyuyoruz. En sonunda da teslimiyet geliyor. Buraya gelen bir hanımefendi bana, "Ah teslimiyet!" yazılı bir levha hediye etti. Ne güzel bir kelime... Hiçbir şey istemiyor, sadece teslim oluyor. "Ne varsa eyvallah" diyor. Merhum Efendim de öyle buyururlardı: "Kahrın da hoş, lütfun da hoş." Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, "Sakın ha!" derdi, "O söyler siz söylemeyin." "Ne diyelim peki?" derdik. "Lütfun da hoş, lütfun da hoş, deyin. Kahrını kaldıramazsınız.
Bugün ise biz, protez belleklerle yaşıyoruz. Yani, bir şey öğrenmek ya da hatırlamak için Google'a, haritalara, dijital araçlara başvuruyoruz. Bir şey hatırlamamıza lüzum kalmıyor. Hatırlamayınca da zekâ, gidebileceği ufuklara gidemiyor.