Duyular üstü, ilahi bir dünya var; biz onu ne algılayabiliyor ne de anlayabiliyoruz. Yaradılış hâlâ sona ermemiştir, tam tersine o, insanın da içine bağlı olduğu ve insanın da şekil verdiği, devam eden bir süreçtir. Bu dünya ile öbür dünya arasında uzun süreli tinsel bir gelişim (ya ortak bir kurtuluş hikayesi ya da bireysel inkarnasyon zinciri) çerçevesinde yavaş yavaş aştığımız bir kutuplaşma mevcuttur. Ne zaman ki bunu başarırız, o zaman bütün karşıtlıklar ortadan kalkarak birleşirler ve “Dünya Ruhu” nu oluştururlar. Bu ruh bizim için hâlâ kavranamaz olan kainatın yaratıcı gücüdür; biz bu güce “Tanrı” diyebiliriz.
Yunan tanrıları, bütün zaafları ve tutkularıyla insanoğlunun karikatürize edilmişidir; deyim yerindeyse antik dönemin despot saraylarının, beşeri dünyadan sadece ince bir zarla ayrılmış olan duyular üstü dünyaya bir yansımasıdır.