Büyükbabama gösterilen derin sevgi ve saygının, çevresinde yarattığı büyük coşkunun herhangi bir çıkar kaygısını fazlasıyla aştığını, dolayısıyla yağcılıkla bir ilgisi bulunmadığını anlamak için, babacan ve alçakgönüllü havasıyla, iki dirhem bir çekirdek, incecikten kırıtarak bahçede ve koridorlarda dolaşmasını, kürsüsünde konuşmasını izlerken; veli, öğrenci, öğretmen, insanların gözlerinde çakmaya başlayan içten parıltıyı görmek yeterdi: büyükbabamı gerçekten sevmeseler, büyükbabama gerçekten hayranlık duymasalar, böylesine ışıldamazdı gözleri. Bu sevgi ve hayranlığın gerçek nedenine gelince, bence öğrencilerin başarısı gibi bunun da gizini büyükbabamın davranışlarına yön veren çifte ilkede ve bu çifte ilkeyle yoğrulmuş ünlü konuşmalarda aramak gerekirdi. Hiç kuşkusuz, somut koşullar göz önüne alınmadan, soğuk bir yaklaşımla okununca, sonsuz bir ayna oyunuyla hep birbirini yansıtan, birbirini yineleyen, başı sonu belirsiz bir söz yığını olarak beliriyordu büyükbabamın konuşmaları, ezici bir kımıltısızlık izlenimi yaratıyordu insanda, ama o günleri yaşamış bir insan olarak, kesinlikle söyleyebilirim ki, büyükbabam söylevlerinin bu özelliğiyle büyülüyordu insanları: öğretmenler, öğrenciler, veliler onu her dinleyişlerinde aynı bildik alanda buluyorlardı kendilerini, bilinmedik, beklenmedik hiçbir şeyle karşılaşmıyor, rahatlayıp güvene geliyorlardı. Bu rahatlık ve güveni çoşkuya dönüştüren şeyse, elimizde bulunan bini aşkın söylevin de tanıklık ettiği gibi, büyükbabamın hiçbir zaman, hiçbir söylevinde, ilkokul düzeyinin üstüne, ilkokul kitaplarındaki bilgilerin dışına çıkmamasıydı, çünkü, baba ocağına döner gibi, genelin ve yüzeyselin sıcak odağına geliyorlardı böylece.