Moira

Kadının insana derin bir keder, dipsiz bir umutsuzlukla bakan gözleri her türlü sevinci bastırdığı için mi, bütün damarları dışarıya vurmuş ama kanı çekilmişçesine, her zaman buz gibi soğuk elleri bu yaz sıcağında bile içini ürperttiğinden mi, göğsünü kaplayan irili,ufaklı çiller yıllar yılı sandık diplerinden çıkarılmamış çeyizlerin yararsız eskimişliklerini anımsattıklarından mı,bilinmez, daha ilk günden beri, yaşamın hazza dönüşmüş geçiciliği yerine, ölümün ürpertisini duyuyordu bu sarılışta, boynundaki buzdan kollar bir daha hiç çözülmeyecek,burada, bu kolların arasında sonsuza dek ağır ağır, göze göze çürüyecekmiş gibi bir duyguya kapılıyordu. Böylece bunca yıllık canlı,sıcak,devingen yaşamını sürdürmek varken, her sabah erkenden kasabadaki küçük eve gelerek sabırsızlıkla beklemeye başlıyor,kadının soğuk kollarını çözüp gitmesinden sonra da, ölümün eşiğinden dönmüş gibi, ne yapacağını, ne düşüneceğini bilemeden, öylece uzanıp kalıyordu. Düşünebildiği tek şey, bundan böyle bu kadından başka hiçbir kadına el sürmek istemediği, bunun da artık bir geriye doğru sayma noktasına geldiğini gösterdiğiydi. Kısacası,gerçekten acıklı bir durumdaydı. Aykırı Öyküler
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Büyükbabama gösterilen derin sevgi ve saygının, çevresinde yarattığı büyük coşkunun herhangi bir çıkar kaygısını fazlasıyla aştığını, dolayısıyla yağcılıkla bir ilgisi bulunmadığını anlamak için, babacan ve alçakgönüllü havasıyla, iki dirhem bir çekirdek, incecikten kırıtarak bahçede ve koridorlarda dolaşmasını, kürsüsünde konuşmasını izlerken; veli, öğrenci, öğretmen, insanların gözlerinde çakmaya başlayan içten parıltıyı görmek yeterdi: büyükbabamı gerçekten sevmeseler, büyükbabama gerçekten hayranlık duymasalar, böylesine ışıldamazdı gözleri. Bu sevgi ve hayranlığın gerçek nedenine gelince, bence öğrencilerin başarısı gibi bunun da gizini büyükbabamın davranışlarına yön veren çifte ilkede ve bu çifte ilkeyle yoğrulmuş ünlü konuşmalarda aramak gerekirdi. Hiç kuşkusuz, somut koşullar göz önüne alınmadan, soğuk bir yaklaşımla okununca, sonsuz bir ayna oyunuyla hep birbirini yansıtan, birbirini yineleyen, başı sonu belirsiz bir söz yığını olarak beliriyordu büyükbabamın konuşmaları, ezici bir kımıltısızlık izlenimi yaratıyordu insanda, ama o günleri yaşamış bir insan olarak, kesinlikle söyleyebilirim ki, büyükbabam söylevlerinin bu özelliğiyle büyülüyordu insanları: öğretmenler, öğrenciler, veliler onu her dinleyişlerinde aynı bildik alanda buluyorlardı kendilerini, bilinmedik, beklenmedik hiçbir şeyle karşılaşmıyor, rahatlayıp güvene geliyorlardı. Bu rahatlık ve güveni çoşkuya dönüştüren şeyse, elimizde bulunan bini aşkın söylevin de tanıklık ettiği gibi, büyükbabamın hiçbir zaman, hiçbir söylevinde, ilkokul düzeyinin üstüne, ilkokul kitaplarındaki bilgilerin dışına çıkmamasıydı, çünkü, baba ocağına döner gibi, genelin ve yüzeyselin sıcak odağına geliyorlardı böylece.
Bu adam iyice tozuttu artık: bütün küçük adamlar gibi büyük oynamaya kalkıyor ya bütün yaptığı indirgemek, her şeyi kendi küçük boyutlarına indirgiyor.