Sana yaklaşmak istiyor,aynı zamanda da senden uzaklaşmak istiyordum. Seni bilmeyi istiyor,aynı zamanda bilmeye karşı içimde bir direnç hissediyordum. Sana bakmayı istiyor,aynı zamanda bakmaktan utanç duyuyordum. Böylesi bir parçalanmışlık içinde, aramızdaki çatlak gitgide derinleşiyordu;bense kırık bardağı avuçlarımın arasında tutup, dağılıp gitmesine engel olmaktan başka bir şey yapamıyordum.
Bizim sessizliğimiz,söylenebilecek her şeyi söylediğimiz için oluşan bir vakum değildi. Aramızdaki tüm konuşmalar daha baştan ufalanıp acı bir sessizliğe gömülüyordu.
Seni düşündüğümde ilk aklıma gelen o ifaden. İfadesizlikten,gülümsemeye geçerkenki o an. Sen o ifadeni pencerelere, duvarlara, elektrik direklerine,sütunlara benim dışımdaki bütün her şeye cömertçe sunarken bir tek beni mahrum bırakıyordun.
O dondurucu yalnızlığın ısısı, bir milim daha düşse, beni bu dünyaya bağlayan tüm bağlar,çatırdayarak kopacak, nasıl göründüğü umrunda olmayan bir canavara dönüşecektim.