-İşte şimdi dostun ne olup ne olmadığını anladık, sevgili Lysis, sevgili Meneksenos. Demek ki dost, ister can, ister beden, ister bambaşka bir şey olsun, ne iyi ne kötüyken bir kötülükten ötürü iyi olmak arzusuna düşendir.
-Sevmek kendi yarısını aramaktır diyenler var, biliyorum. Ama ben derim ki, sevmek ne yarımı aramaktır, ne de bütünü; dostum, eğer bu yarım, bu bütün iyi şeyler değilse. İnsanlar kötü gördükleri yeri, kendi elleri ayakları da olsa, kesmeye razı olmuyorlar mı?
Demek ki insan mutlaka kendinden olan bir şeye bağlanmaz, ama her iyi olan şeyi kendi öz malımız, her kötü olanı da yabancımız sayarsak o başka.
Her ne olursa olsun, insanlar iyiden başkasını sevmezler.
Yoksa sen böyle düşünmüyor musun?
- Zeus korusun! Elbette öyle düşünüyorum.
-Öyleyse insanlar iyiyi sever diyebilir miyiz sadece?
- Diyebiliriz.
Çok iyi, ama iyiyi kendileri için severler demek de lazım değil mi?
-Lazım.
-İyi bizim olsun demekle kalmazlar, her zaman bizim olsun derler.
- Orası da öyle.
-Demek kısacası sevmek, iyinin her zaman için bizim olmasını istemektir.
-Çok doğru.
-Sevgi hep budur madem, onun peşine düşenlerin hangi işte, hangi yolda harcadıkları emeğe, çabaya sevgi diyebileceğiz?
Yaptıkları hangi işe bu adı verebiliriz? Söyleyebilir misin?
-Bunu söyleyebilseydim, senin bilgine o kadar hayran olmazdım. Asıl bunu öğrenmek için düştüm senin peşine.
- Ben söyleyeyim sana öyleyse: Tene ve cana göre güzellik içinde doğurma.
Bilgisizlik neden kötüdür?
Cahil kişi güzellikten, iyilikten, akıldan yoksunken, hepsini kendisinde toplamış sanır da ondan.
Yoksun olduğunu bilmeyen kimse ne diye kendinde olmayanın peşine düşsün?