İnsanlar doğuştan öfkeli, kötü kalpli ve kusurlu değiller; sadece baskı altında, sindirilmiş durumdadırlar. İhtiyaç ve yoksulluktan, ağır çalışma koşullarından, toplumun diğer kesimleri tarafından hor görülmek ve ihmal edilmekten mustariptirler. Kalplerini dolduran kin ve öfkeyi daha zayıf bireylere yöneltmek, hırslarını onlardan çıkarmak için fırsat kollamaktadırlar.
En büyük ilkellik; ülkede yaşayan her bir insanın sahip olduğu fiziksel, manevi ve zihinsel yeteneklerden faydalanamamak, bunu istememek ve bu konuda başarısız olmaktır.
Herkes halkın sabrını takdir ederek hayranlığını dile getiriyor ve hatta duygulanıyordu. Halkın dayanma gücünü dini bir vecibeye dönüştüren bu kişiler İsa’nın öğretisini de sabır dini olarak görmeye başladılar
Bütün ülkelerde halk kitleleri sürekli sabretmek ve dişlerini sıkmak zorunda kalmıştır. Sabır, ihtiyaç ve yokluklar karşısında kaderine razı olmak halk kitlelerinin doğal bir görevi olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Halk hep aşağılanır ve küfürler işitir, her taraftan sürekli “Halk ayyaştır, tembeldir, çalışmak istemiyor. Halk kabadır, açgözlüdür, acımasızdır,”
Bakımsız, terkedilmiş boş arazilerde ne gül ne elma ne de patates yetişebilir. Oralarda en fazla ısırgan otu, devedikeni, ve pıtrak biter. Halk kitlelerinin beyni ve kalbi de böyledir. Halk etrafında kimi görüyor? Kendisine nasıl davranılıyor? Kendisini zihinsel ve manevi açıdan kim ve nasıl yetiştiriyor?