Şu basit formülle başlayın: hiçbir zaman bilinmeyeni kaçırmamak. Her zaman bilinmezi seçip balıklama dalın. Bu uğurda acı çekseniz bile buna değer- karşılığı mutlaka gelecektir. Bu seçimi yaptığınız durumlardan, her zaman daha büyümüş, daha olgun ve daha zeki olarak çıkacaksınız.
Ölümü kabullenmedikçe, yarım, eksik, eğreti kalırsınız. Ölümü kabullendiğinizde ise, aynı zamanda dengeye de kavuşursunuz. O zaman her şeyi kabullenirsiniz: gündüz ve geceyi, yaz ve kışı, aydınlık ve karanlığı. Yaşamın tüm kutuplarını kabullendiğinizde dengeye kavuşur, sakin ve bütün olursunuz.
Ölüm aniden karşınıza çıktığında, dünya ayaklarınızın altından çekilivermiş gibi olur. Birdenbire bu ölümün aynı zamanda sizin ölümünüzü de içerdiğini görürsünüz.
İnsanoğlu ölüm karşısında ne yapacağını bilemediği için onun karşısında kaybetmiştir. Onu kavrayamaz, bir bilim dalı haline getiremez, bu yüzden de ölüm hala bozulmamıştır.
Onun kadar iyi, onun kadar güzel bir insan öylece ölüvermişti.Yaşamın anlamı neydi? Eline ne geçmişti? Onca yıl iyi bir insan olarak yaşamıştı ama, ne için? Öylece bitivermişti işte, ardında hiçbir iz kalmaksızın.