"Feminist" sözcüğünün kendisi, Batı'daki demokratik devrimlerle yakından ilişkilidir. Ancak renkli ırktan bazı kadınları, "feminist" teriminin Batılı köklerinden ve daha belirgin olarak emperyalist imgeselden ayrılamayacağı konusuna sevk eden şey, kesinlikle bu terimin "batılılaştırılmış" olmasıdır.
Ötekiliği inkâr etmek, tartışmayı reddetmek, demokratik yaşam tarafından daima ortaya atılan kendi kendini dönüştürme riskini almamak yani muhafazakârlık dürtüsüne boyun eğmek anlamına gelir.
Dünyanın içinde bulunduğu durumu politik açıdan değerlendirmeden ve dönüşüm amacıyla olayların içinde aktif olarak yer almadan önce "dayanaklarımız"ı felsefi ya da epistemolojik açıdan belirlememiz gerektiğini düşündüğümüzde, gerçekten kökten bir hatanın işlendiği düşüncesindeyim.
Kadın'a ilişkin ruhsal fantaziye ayak uydurup kendimizi daha "çekici" kılıyorsak ve böylelikle yerleşmiş kurumsal yapılara daha kolay gireceğimizi düşünüyorsak, kadınlığın anlam daralmalarını meşrulaştırarak kendi hapsimizi kuvvetlendiriyoruz.