Kendisini bütün isteklerin üstünde görür, her şey elinin altındadır, her şeye kanıksamıştır... Yaşamını kendi kurar, ona her an canının istediği biçimi verir. Üstelik bu inanılmaz düş evreni öyle kolay, öyle doğal bir yolla kurulur ki, bunların düş olduğu aklının köşesinden geçmez! Geçse bile bu düş evreninin, yüreğindeki kendi duygularının yanılmasından doğan bir serap, aldatıcı bir hülya olduğuna inanmak istemez; hayalleri, onun için gerçektir, gerçeğin ta kendisidir.
O şimdi kendi iç yaşamıyla dopdoludur; sönen güneşin son ışıklarının neşeyle parlayışı boşuna değildir; bu ışıklardan ısınan yüreğinde binlerce duygu uyanarak ruhu alabildiğine zenginleşmiştir. Kahramanımız, üzerinde yürüdüğü yolun daha önce en ufak girintisi çıkıntısıyla ilgilenirken, şimdi neredeyse bu yolun kendisinin bile farkında değildir.
Soğuk Petersburg göğünde yavaş yavaş batmakta olan güneşin son ışıklarını heyecanla seyreder. 'Seyreder' demek yalan olur, daha doğrusu bu ışıkları içinde duyar.