Duyarlılığımıza dokunan, duygularımıza seslenen, bizde coşku ya da soğukluk yaratan, heyecanlandıran ya da duyarsız kılan şey sözcüklerle anlatılabilir mi? Bu soru, başka soruları beraberinde getirmektedir: Sezgi, imgelem ya da düşlem düzleminde olan şeyi kavramlaştırma isteği, hangi gerekliliğe ya da dayatmaya karşılık vermektedir? Örneğin, bizi duyumsanan şeyi başkasına aktaracak biçimde söylemeye iten dilsel bir dürtünün varlığını kabul etmek mi gerekmektedir? Doğada olduğu gibi sanatta da güzel olarak nitelediğimiz şeyin tanınması, başkalarının da onayını alma isteği uyandırmaz mı?
Günlük dilde kullanılan bazı söylemler düşünüldüğünde sorunun karmaşıklığı kolayca ölçülmektedir: "Soluğunu kesecek derece güzel!" ya da "Duygularımı dile getirecek söz
bulamıyorum."
Duygular, coşkular, duyarlılığın yarattıkları, özellikle sanatı seyretmeye ilişkin olanlar bilgiden kaynaklanmazlar; çünkü aklın, anlığın ya da zekanın tersine, bilimsel bilgide olduğu gibi, aktarılabilir bir bilgi statüsü edinemezler denilebilir mi?
Böyle düşünmem, duyum ve algının ilk evresiyle yetindiğimdendir ve çok güzel bir manzarayı ya da sanat yapıtını seyretmemin dilimin tutulmasına yol açması kesinlikle anlaşılır olmaktadır. Buna karşın, gördüğüm şeyi yeniden canlandırır ve duyumsadığım şeyin bilincine varırsam, sanatsal deneyim evresine geçerim. Başka bir deyişle, bu deneyim ne duyumda ne de algıda tükenir.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bununla birlikte sanat, var olmakla yetinmez; çünkü duyarlılığımıza, sezgimize, imgelemimize, düş ürünü düşüncelerimize bağlı simgesel bir evreni betimleme, dünyayı temsil etme biçimi anlamına da gelmektedir. Bu, onun soyut yanıdır. Sonuçta sanat, her zaman olmasa da sıklıkla bizi günlük ya- şamdan daha iyi yaşatacağını sandığımız, yanılsamaya dayalı bir dünya sergileyerek, tümüyle gerçek olmaksızın gerçeklik içine iyice yerleşir.
Kendine özgü bir özgürlüğü elinde bulunduran insan bile yeryüzü cennetini yaratmamıştır, yalnızca onu ekip biçmesi için cennet bahçe- sine yerleştirilmiştir.