Uzun süredir kitaplığımda olan Livaneli ile sonunda tanıştım. Hem dilini, hem bakış açısını hem de anlatılan eseri çok beğendim. Sayfalar arasında gezinirken hem sinirlendim, hem hüzünlendim. Özellikle diktatör olan başkana apayrı bir sinirim var içimde halen daha. Basit şekilde betimlenen o adaya olanları hatırladıkça da sinirim geçmez -kitaplarla aramda fazla bağ kurduğumun farkındayım-. Kitapta anlatılan olaylar, kişiler ve o ada beni aldı götürdü bu dünyadan. İlk başlarda keşke bende o 40 tane ev arasında yaşayanlardan biri olabilsem demiştim. Hayatın telaşını, kalabalığını, olaylarını ve her şeyi geride bırakıp yaşayan insanlar arasında olabilmeyi çok isterdim. Sonrasında tabii fikrim değişti. Kitap belki siyaseti, belki adaleti belki de diktatörlüğü temsil ediyordur, herkesin okuduğu zaman oluşacak olan fikri başka olacaktır eminim. Kendinizi bir ütopyanın içinde bulacaksınız ve sonra o ütopya nasıl mahvolur bunu okuyacaksınız. Bir hayal bulutu ya da bir ada nasıl parçalanır şaşırıp kalacaksınız ve buna engel olamayacaksınız. Bunca şeye rağmen yine de iyi ki okumuşum diyebileceğim bir kitap. Hayatın her yönünü gösterebilen, çareyi uzakta değilde kendinde araman gerektiğini savunan, her an her şeyin olabileceğini ve kimseye güvenmemek gerektiğini öğütleyen, yol gösterici bir eser.
Şiddetle tavsiye ederim. Keyifli okumalar...