Ali Erdem

Ali Erdem
@_writer_
Kitap okumayı yazarın zihninde gezintiye çıkmak olarak görmüşümdür hep. Şimdilerde ben de kendi zihnimde kısa gezintilere çıkıyorum ve bunu mini yazılar şeklinde aktarıyorum.
Mühendis
Üniversite
İstanbul
1996
4 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
İlkbaharda Matem
Günlerden cumartesi, uzun bir süre sonra dostlarla dışarıda kahve içme fırsatı bulduğum ilk gün. Dostlarla yaptığımız koyu sohbet sonrası dağılma merasimi gerçekleşiyor ve  kendimle başbaşa kalıyorum. Kendime şöyle deniz kenarına gidip güzel bir yürüyüş yapmayı telkin ediyorum... Denizin dalga seslerine martılar eşlik ediyor. Ayrıca insanların konuşma ve gülüşme sesleri. Bu kadar hengame arasında sessizce dalgaları izleyen birine gözüm ilişiyor. Gözlerinde sanki sonsuza kadar sürecek hüzün ifadesi. Onda beni çeken farklı bir dürtü hissediyorum. Hemen yakınlarda oturacağım  bir yer gözlemliyorum. Sağ çaprazımda birkaç adım ötede bir bank gözüme ilişiyor. Hızlı adımlarla banka erişip usulca oturuyorum. Onunla tanışma arzusu beni ele geçiriyor ama neden? Neden gözleri bu kadar dalgın? Onunla tanışma arzum gözlerindeki hüznün bir parçasını kendimde hissedişimden midir? Hiç bilmediği biriyle ilgili neden bu kadar çok şey merak eder insan? Oturduğu bankta küçük bir hareketlilik yaşanıyor. Kucağındaki kitabı çantasına yerleştirip oturduğu banktan kalkıyor. Hangi kitabı okuyordu acaba? Aman Allahım benim olduğum tarafa doğru yürüyor ne yapmalıyım? Telaş kaplıyor içimi bu sırada onu daha net görebilme fırsatı yakalıyorum. Beyaz tenini daha çok belirginleştiren siyah saçları, giydiği krem rengi kazak ve siyah kabanına da ilk defa gözüm ilişiyor. Hemen bakışlarımı alıp dalgalara dönüyorum. Bu belki de onu son görüşümdü. Üstüme, varoluş amacımı kaybetmişim gibi bir ağırlık çöküyor.  Dalgaları izlerken kendimi onu düşünmekten alıkoyamıyorum... Saatin geç olduğunu, gün ışığının giderek tesirini yitirmesinden ve beni saran hafif üşütmeden anlıyorum. Ağır ağır oturduğum banktan kalkıp 600-700 metre mesafedeki metro istasyonunun yolunu tutuyorum. Metroda yüzlerce insan görüyorum. Onu
Reklam
"İlkbaharda Matem" yazımı okumaya ne dersiniz? lifeandmindtraveler.blogspot.com
Kafesli Düşünceler
Yürüyorum...her adımımda karın ezilme sesindeki naiflikle. Yürüyüşüm, hayatın içinde mi yoksa zihnimdeki düşünceler karmaşasında mı tam olarak bilemiyorum. Düşünceler farklı bir evren azizim. Yolları farklı mesela bazen güllük gülistanlık bazen de en hiddetli savaş meydanı. Ancak en güzel yanı ne biliyor musun? Her şeyi sen kurguluyorsun her şey senin kafeslerinle ölçülüyor. Yolu güzelleştiren de senin düşüncen harabeye çeviren de. Sahi ne çok kafeslerimiz var hayatta; korkularımız, endişelerimiz, kendimizle sürüklediğimiz geçmiş pişmanlıklarımız, gelecek endişemiz, çevremiz, putlaşmış düşünce kalıplarımız...Hayali kafeslere hapsediyoruz kendimizi. Ne çıkmak istiyoruz oradan ne de yakınmaktan vazgeçiyoruz. Onlardan sıyrılmak bir kuş için uçmak kadar kolay fakat aynı zamanda meşakkatli bir yolculuk. Kitaplarla yolunu ördüğüm ve her adımımda yeni dünyalar keşfettiğim uzun bir yolculuk. Bir anda kargaların haykırışa benzer ötüşü beni düşünceler evreninden sıyırıyor. Hafif bir tebessüm beliriyor yüzümde. Yürüyüş sadece kar üstünde, eşsiz bir manzara kenarında yapılmaz azizim, bazen düşüncelerinin yokuşunda yürümeli insan.
Hayatın Senfonisi
Klasik müzik bestesindeki eşsiz nota dengesi, işte bu sanatsal hayat tanımı. Sert notaların ardından gelen, yumuşak notaların iç kamaştırıcı ahengine hep kapılmışımdır. Notalar arasında hayata dair izler bulmak, işte tam da bahsetmek istediğim. Hayat, içinde yumuşak notalarıyla insanı cezbeden sert bir senfoni değil midir? İhtişamlı düzen içindeki karmaşık hayatlar ve o karmaşa içinde küçük gülümseyişler, birkaç dost, kitaplar...İşte bunlar, hayat yolculuğunu eşsiz bir besteye çeviren yumuşak dokunuşlar.