Ama Penelope değişmişti. Colin bunun ne zaman olduğunu ya da kendisinden başka birinin bunu fark edip etmediğini bilmiyordu, fakat Penolepe Featherington, onun bir zamanlar tanıdığı kadın değildi artık.
Ya da belki öyleydi de asıl değişen kişi Colin’di.
Çaresiz bir halde, “Gitmeliyim,” ne göndermiş diyerek kaçarcasına kapıya yöneldi; düşüncelerinin son derece tehlikeli bir yola sapmasına engellemenin tek yolu bu gibiydi. Çıkışa doğru adımlar atarken, kızın ona durdurmasını, adını söylemesini bekliyordu.
Fakat Penelope bunu yapmadı.
Ve Colin odayı terk etti.
Ve Colin kendinden hiç bu kadar nefret etmemişti.
Penelope güzeldi. Tek kelimeyle, tamamen, insanın ruhunda fırtınalar koparırcasına güzeldi. Bunu bunca yıldır nasıl göremediğine şaşıyordu Colin.
Dünya kör erkeklerle mi doluydu, yoksa erkeklerin tamamı aptal mıydı?
İşte bu bir öpücüktü.
Bu dokunuşta bir şey vardı; nefesini hem duyup hem de hissedebilmesinde bir şey vardı. Kızın kıpırdamadan durmasında, Colin’in de teninde onun kalp atışlarını hissedebilmesinde değişik bir şeyler vardı.
Aradığının o olduğunu bilmesin diye bir şey vardı.