Okumak ve koşmak, benim için tutku ve özgürlüğün buluştuğu iki yol. Okumak zihnimi yeni dünyalara açarken, koşmak okuduklarımı içselleştirdiğim bir meditasyon. Her adımda tutku, her satırda yeni bir keşif.
Var mıyım, bunu artık bilmez oluyorum, bir başkasının rüyası olabileceğimi hissediyorum; adeta etim hissediyor bir roman kahramanı olabileceğimi; akıl almaz bir hikayenin baştan sona uydurma gerçekliğinde, yazı dilinin çalkantılarına uyarak devinen bir kahraman.
Hep uykuda olduğuma ikna oldum olacağım. Yaşarken rüya mı görüyorum, rüya görürken yaşıyor muyum ya da rüya ile hayat bende karışmış, kesişmiş, iç içe geçerek bilinçli varlığımı oluşturmuş şeyler mi, bilmiyorum.
Özgürlük, yalnız kalabilmeye denir. İnsanlardan uzaklaşabiliyorsan, onlara hiçbir muhtaçlığın, paraya ihtiyacın, sürüye uyma içgüdün, aşka, şana şöhrete hevesin ya da merakın yoksa özgürsündür, bunların hepsi sadece yalnızlıktan ve sessizlikten beslenir. Yalnız yaşayamıyorsan, doğuştan kölesin demektir.
İnsanların çoğu hiç üzerinde düşünmeksizin kimseye ait olmayan, sahte hayatlar yaşıyor. Oscar Wilde, "İnsanların çoğu aslında başka insanlardır" demiş ve haklıymış. Kimi hayatını arzu bile etmediği bir şeylerin peşinde harcar; kimi ömür boyu istediği, ama hiçbir işine yaramayacak bir şeyleri arar durur; kimileri de kendini kaybeder [...]