Karanlıktaki Kıvılcım
Chloe,küçük yaşta babası başka kızları öldürüp hapis yattığı için babasız kalır. Kendisi büyür ve psikiyatri doktoru olur. Aradan gecen yirmi yıl sonra Aaron isminde muhabir arayıp babasının yaptıklarıyla nasıl başa çıktığını öğrenmek için bir yazı yazmak istediğini söyler. Böylece okurken yeni olayların içinde kendimizi buluruz.
Bu kitap bence son sayfaya kadar gerilimi hissettiren, karakterlerin psikolojisini de iyi veren polisiyelerden biriydi. Özellikle Chloe’nin yaşadığı travmalar ve geçmişle hesaplaşması hikâyeyi sadece bir cinayet romanı olmaktan çıkarıyordu. Onun güçlü görünmeye çalışırken içten içe kırılmış hali çok gerçek hissettirdi. Cooper ise tam tersine daha sakin ve kontrollüydü ama olaylar ilerledikçe onun da baskıyı nasıl taşıdığı ortaya çıkıyor.Chloe'ye destek olması, yanında olması, aralarındaki uyum kitapta güzel detaylardı. Arada çatışmalar olsa da kitabın nabzını tutan gerilim katan anlardı.
Daniel karakteri de bence oldukça etkileyiciydi çünkü olayların içinde tam olarak nerede durduğunu uzun süre kestiremiyorsun. Güvenmeli mi, şüphelenmeli mi insan karar veremiyor. Bu da kitabın atmosferini daha karanlık yapıyordu. Chloe ve Cooper’ın babasıyla ilgili detaylar ise hikâyenin duygusal tarafını güçlendirmişti. Aile geçmişleri, sırlar ve bastırılmış olaylar aslında işlenen cinayetlerin ağırlığını daha da artırıyordu.
Cinayetler kısmında en sevdiğim şey, olayların sadece “katil kim?” üzerinden ilerlememesiydi. Kasabanın karanlık havası, herkesin bir şey saklıyor gibi durması ve sürekli yeni şüphelerin ortaya çıkması kitabı çok sürükleyici yapıyordu. Özellikle orman atmosferi ve geceleri geçen sahneler inanılmaz gerilimliydi. Kitap boyunca sürekli diken üstünde hissettim çünkü kimse tamamen masum görünmüyordu.
Genel olarak