15 yaşımda Deniz abim, 30’umda kardeşim Deniz, 50 yaşımda çocuğum Deniz olacaksın. Çünkü yaşın hep 25....Seni her okuduğumda düşünmeden edemem; senin kadar sevebilir miyim bu iki yüzlü ,ideolojisi çıkar olan siyaset içindeki ülkemi? Senin gibi canımı armağan edebilir miyim cahil bırakılmış, düşünmeden her şeyi kabul eden, kuruşa muhtaç ama yönetenlerin cebini düşünen bir halk için? Ölüm hepimize gelecek elbet... Onuruyla ölmek ise... işte o hepimize nasip olmayacak bir ayrıcalık..... Kitap , yeteri kadar anlatıldığı için , sadece bende uyandırdığı duygu ve düşünceleri yazdım. Herkese tavsiye ederim. İyi okumalar.

Ayhatun Ozyildirim, Abim Deniz'i inceledi.
15 May 23:05 · Kitabı okudu · 19 günde · Beğendi · 10/10 puan

Deniz Gezmiş in defalarca okuduğum kısacık ama anlamlı hayatına kardeşi ve babasının da anlatımı ve Can Dündar ın da yorumu ile bir bakış diyebiliriz . Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının infazına kadar yaşanan sürece de etkileyici ve üzücü bir dokunuş . Keşke yaşanmamış olmasını tüm kalbimle dilediğim hüzünlü son.

Deniz Abim.
İsteseydik diplomalarımızı mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık.
Mimardık, mühendistik, doktorduk avukattık.
Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu.
Yüreğimizle işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı.

faruk iskenderoğlu, Abim Deniz'i inceledi.
13 May 11:41 · Kitabı okudu · 8 günde · 10/10 puan

Ne desem bilemedim . Herkesi eşit haklara sahip olmak istemesi suç muydu. Adalet için savaşmak suç muydu . Haksızlıklara boyun eğmek suç muydu . Hayır ! o dönemde Deniz gezmiş kardeşimin idamı için evet oyu kullananlar suçluydu. Bilsinler ki kıyamet kopana kadar bu insanlar sizin bu ihanetinizi unutmayacak.

Cennet Yardım, bir alıntı ekledi.
12 May 16:58

Akın var akın
Güneşi zaptedeceğiz, güneşin zaptı yakın.

Abim Deniz, Can Dündar (Sayfa 132 - Can sanat yayınları)Abim Deniz, Can Dündar (Sayfa 132 - Can sanat yayınları)

G/D - Bölüm 1.
Dünya'nın bütün kötülükleri üzerine saçılmış gibiydi. Cızırdayan yatağından kalkıp, kirli, paslı, demirden musluk üzerindeki aynaya doğru yürüdü. Sağ elinin baş parmağını yüzünde gezdirdi ve uzun uzun kendini seyretti. "Kötü" kelimesi, kendine göre aynada ki yansımasıydı. Bu konuda yanılıyor olamazdı. Ne kadar içten olursa olsun, gülen her insanın içindeki karın ağrısını görebiliyor, ne kadar samimi olursa olsun, seven her insanın içindeki nefreti hissedebiliyor, ne kadar iyi olursa olsun, kendini bu sebepten anlamlı sayan her insanın içindeki karmaşayı, bensizliği yaşıyordu. Kendini kandırmıyordu, atom yığınlarının kararmış bölümleriyle ilgileniyordu sadece. "Bir insan iyi olduğu kadar kötüdür." Yanlış bir aforizma değildi ona göre. Tamamen gerçek. Sevgi konusunda da aynı düşüncedeydi. Birini sevmek, boş bir duygu. Ama var, bunu yok saymıyordu Belki de onun için körelmişti. Yeryüzünde var olduğu andan beri ailenin, dostluğun, birde nerden duyduysa "aşk" ın ne olduğunu anımsayamıyordu.

Bakışlarını aynadan ayırarak sağ omuzundan arkasına doğru baktığında, neden bu düşüncelere sahip olduğunu kavrar gibi oldu. Yumruklarını sıkıp arkasına döndü. Yavaşça kapıya doğru ilerledi. Çıkmak istiyordu o hücreden. Gözlerini sıktı kafasını ardarda taş duvara vuruyordu. Sevgi denen duyguyu yaşamı boyunca ona tek hissettirebilecek canlıyı boğazladığı için oradaydı. Tavandan bir karış uzaklıktaki, iki demir parçasıyla sağlamlaştırılan penceremsi delikten sızan ışık huzmesi ensenine vuruyor ve vucudunun geri kalanından daha sıcak hissettiriyordu. Kafasını duvardan çekti. Işığı izledi, güneş tam yukarıdaki delik hizasında. Yaklaşık beş dakika sonra ışık azalmaya başladı. Fazla bakmış olacak ki mavi, kan dolmuş gözlerinden refleks olarak yaşlar boşaldı. Sokakta ayakkabı boyacılığı yaparken  "Güneş gibi oldu abi." dediğini hatırlatıyordu. "Güneş gibi ol..." cümlesini tamamlamadan demir kapı vuruldu. "Yemeğini zıkkımlan" deyip, paslı tabak içindeki kuruyu fırlattı gardiyan. "Şurdan bir çıkayım ikinci sen olacaksın!" diye geçirdi içinden. Çok bir zamanıda kalmamıştı zaten yaklaşık on sekiz gün. Koğuşundan hücreye girmesine sebep; gece alt ranzada horlayıp uykusunu bölen, iki gün önce gelmiş çocuk istismarcısının malum organını kesip, kendisine yedirmesiydi. Öleceğinden korkmuş olacak ki istismarcı, şikayetçi olmamıştı.

Hücrede geçirilen birbirinin aynı on sekiz günün sonunda artık çıkmaya saatler kalmıştı. Aynanın karşısına geçti. Beline kadar uzanan saçlarını taradı ve ilk defa ördü. Sakallarını kesti. Her insanın içindeki iyi zamanlarda iyi görünmek duygusunu yaşıyordu. Ama iyi miydi oradan çıkmak? Gerçekten de çıkmak istiyor muydu? Bunu bildiğinden emin olmayan bir bakış attı yansımasına. Demir kapı açıldı, elindeki şok cihazı, kaşındaki falçata izi ve sigaradan kahverengiye dönmüş bıyıklarıyla nefret kelimesinin kafasındaki tanımı şişman gardiyan duruyordu. "Senden kurtulmanın vakti geldi, yürü bakalım köpek soyu." dedi gardiyan. Boş zamanlarda hep Cüneyt Arkın izliyordu. Espri yeteneğide bu sınırda kalmıştı. "Seni görmekten ne kadar haz ettiğimi bilemezsin... Ben buradan çıkıyorum da, sen zaman çıkacaksın oradan?" dedi gardiyanın kalbini göstererek. Yanına geldiğinde gardiyanın yüzüne gülümsedi ve tam suratının ortasına tükürdü. "Güneş gibi oldu abi." dedi.

Hapishane kapısının önüne geldi. kapıyı açtı, otuz yıl sonra ilk defa zift kokan asfalta bastı. Son iki yıldır kafasında kurduğu şeyi yapmak istiyordu biran önce. Hızlı adımlarla, hemen önündeki yokuştan aşağı doğru yürüdü. Gelmek istediği noktaya vardı. Buram buram iyot kokuyordu her yer. Derin bir iç çekti. Bir daha bir daha bir daha... Denizin yanına ilerledi. Atom yığınları oturup huzur bulsun diye yapılan banklardan birine oturdu ve soluklandı. Daha kalp atışları normale dönmemişti ki arkasında bir karaltı hissetti, döndü baktı kimse yoktu. Kafasını çevirdi, önünde kendisine deniz mavisi gözlerle bakan,  omuzunda boya kutusu olan sekiz yaşlarındaki çocuğa korkmuş bir halde baktı. Bir saniye bile sürmeyen bu his yerini şaşkınlığa bıraktı. "Boyayayım mı güzel abim?" dedi küçük çocuk. Sesi çıkmadı bir şey diyemedi. "Güneş gibi parlatırım abi. Boyayayım mı?" diye yineledi sorusunu. Gözlerini kapattıp dişlerini sıktı "Hayır. Boyama!" dedi. Gözlerini açtığında  çocuk ortadan kaybolmuştu. Hızla kafasını, sağa sola salladı "Gerçek değildi o"  Hapishane revirinde doktorunun, böyle şeyler görebileceğini, gerçek olduğunu düşündüğü anda şalvarının sağ cebindeki kahverengi haptan alması gerektiğini söylediğini hatırladı. Elini cebinde gezdirdi bulduğu kutudan ilacını alıp yuttu.

 Biraz ilerde çimlerin üzerine oturmuş atom yığınlarına baktı. "Hepsi mükemmel canlılar, suratlarına tükürdüklerim. Sen esmer oğlan, yanında duran ve suratına güldüğün adamın kanını içsen doymazsın! Ya sen kadın, adam bugün az para verdi diye gözlerin yeni avlar arıyor! küçük çocuk! Tek derdin daha büyük bir oyuncak. Köpeğin başını okşayan kız, daha bu sabah arkadaşının sevgilisini ayarttın! Denize taş atan genç, içki alacaktın paran bitti değil mi? Kitap okuyan hanım teyze, senden zarar gelmez ya hani, -aman ne gereksiz aforizma- anlıyorum okuduğunu anlamadığı, yoksa "eve gittiğimde adamı nasıl boğazlarım?" diye düşünmezdin! Hepiniz kötüsünüz hepiniz mükemmel iyisiniz!" kafasında her baktığı insana yakıştırdığı kötülüklerle ilerliyordu. Otuz yıl sonra ilk defa bir karar alıp biriyle konuştuktan sonra yakıştıracak ve haksız olmadığını, yaşamı boyunca sevgi denen duyguyu ona hissettirecek olan tek canlıyı sebebsiz yere boğazlamadığını tekrar düşünüp iyi ki diyecekti. Yoluna devam etti. Karşısına konuşabileceği birinin çıkmasını istiyordu.

Az ilerde yirmili yaşlarının sonunda olduğu, sevimli ve güzel sayılmayacak bir kadının ayaklarını duvardan denize doğru sarkıtmış oturuyor olduğunu gördü. Saçları kısa ve kıyafetleri orta halli bir yaşam sürdüğünü sezdiriyordu. Yanına gitti. Oturmak için izin istedi ve oturdu. Bir kaç dakikalık sessizlikten sonra
"Çirkin olduğunu daha önce söyleyen olmamıştır... Şu gördüğün atom yığınlarının hepsinin milyon tane yüzü var." dedi ve zaten bildiği cevabı bekledi. "Teşekkür ederim." dedi kadın ironik bir şekilde "gerçekten buna ihtiyacım vardı. Yalnız olmadığımı bilmiyordum."
Beklediği cevap değildi ama şaşırmamıştı da çünkü milyon tane yüzü olan insan elbette farklı cevaplar da verebilirdi. "Ne düşünüyorsun?" diye sordu.
- Ne hakkında ne düşünüyorum?
-ben gelmeden önce yani, ne düşünüyordun?
- yeryüzünde ne işim olduğunu
- güzelmiş... Bulabildin mi peki cevabını?
- sanırım evet.
- dinlemek isterim.
- bunu sana anlatmak isteyeceğimi yani aslında herhangi birine anlatabileceğimi sanmıyorum.
- Neden? Bence o kadar zor değil.
- zor olmadığını biliyorsan anlatmama gerek yok.
- Dedim ya milyon tane yüz... Yani ikimizin bildikleri farklı. Anlatmanı isterim.
- peki o zaman. Bak, arkandan gelen beyaz takım elbiseli amca, daha bugün dede olmuş ve torununa hediye almaya gidiyor. Şu köşede duran simitçiyi görüyor musun? İki kardeşine bakmak için neredeyse yirmi dört saat durmadan çalışıyor. Şu etekleri uçuşan genç kız, aşık olmuş ilk randevusu, arkadaşı gelince onu ne kadar çok sevdiğini söyleyecek. Toprağı eşeleyen küçük çocuğa bakar mısın? Karıncaların daha rahat geçmesi için kaba taşları çıkarıyor. Peki çimlerde oturan iki delikanlıya ne demeli, çocukluktan beri beraberler, şuan iş yerlerini aynı yerde ayarlayabilmek için uğraşıyorlar. Bak! Gördün mü yaşlı teyze eşinin en sevdiği yemeği yapmak için taze fasülye almış.

Böyle devam ederken sözünü kesti
- iyide, senin yeryüzünde olma sebebin nedir?
Kadın biraz duraksayıp derin bir iç çektikten sonra
"İyiyi görmek, sevmeyi sevmek" dedi.
- iyi olduğun kadar kötüsün.
- ben buna inanmıyorum. Evet saf iyilik belki bulunamaz ama iyi olduğum kadar kötü değilim birinden biri baskın olur her zaman. Sen mutsuzsun ve o gözle bakıyorsun etrafa, herkes kötü kötü kötü... Bunları düşünüyorsun. Çünkü sen kötüsün daha önce sana bunu söyleyen olmamıştır. Şu gördüğün atom yığınları milyon tane olan suratlarının korku olanını takıyor seni gördüğünde.
- nereden biliyorsun? Sen neden takmadın?
- bunu bilmek için fazla çaba gerekmiyor sanırım ve senden korkmuyorum.

Kadının gözlerinde takılı kaldı gözleri. Sonra hızla kalktı yerinden. Yeryüzü klişelerinden birinin olacağından korktu. İlk defa gerçekten korktu. "Siyah ve beyaz gibi, Gökyüzü ve deniz gibi, Ateşe körük gibi. Aşk ne büyük klişe. Herkes de var, hiç kimseye yok." Aklından bunlar geçerken adım adım uzaklaşıyordu kadından.

Arkasından bağırdı kadın. "Adını söylemedin." sahi adı neydi? Köpek? karga burun? pörtlek? Besleme? Pis boyacı? Canavar? Hangisini söylemeliydi?
Arkasına döndü, kızın parlayan ayakkabılarına ilişti gözü "güneş gibi oldu abi" diye mırıldandı. Kadın " erkeklere de konulmuş olması ne güzel. Seni sevdim Güneş" dedi. İsmi bu değildi elbette ne olduğuda çok önemli değildi. Fakat bugünden sonra Güneş olarak kalacaktı. Daha önce hissetmediği bir ruh halindeydi. "Senin adın nedir?" diye sordu. En son ne zaman biri hakkında gerçekten bir şey merak etti? anımsayamadı. "Dünya benim adım" dedi kadın. "Dünya ve Güneş gibi." diye geçirdi aklından. Sanki Sanki başka biri oluyordu başka bir varlık. Atom yığını gibi değilmiş de, safi sevgiden şekillenmiş gibi yeniden. Bu muymuş Aşk dedikleri? Sarıp sarmalayan şey, içimi ısıtan canavar örtüsünü kaldırıp yerine, şefkat perdesi çeken şey bu mu? Ama olabilir miydi ki, neredeyse on dakika da  otuzsekiz yıllık fikirler değişebilir miydi? "Aklından geçirdiğin her şeyi anlayabiliyorum. İnsan ne zaman ne sürede ve kime aşık olabileceğini birde ne zaman öleceğini asla bilemez!" dedi Dünya. "Burada beni bekliyordun değil mi?" dedi Güneş. "Bunu bilmiyorum ama bu sabah ayaklarım buraya getirdi beni ve bir kaç saattir burada oturuyorum." kadının gözlerinin içine baktı uzun süre. Kayboldu zaman, sanki bir karadeliğin üzerindeymiş gibi. Kendine geldiğinde yaşlandığını  hissetti...

faruk iskenderoğlu, bir alıntı ekledi.
09 May 08:29 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Herhangi bir trafik kazasından ölmekten falan da güzeldir bu.

Abim Deniz, Can DündarAbim Deniz, Can Dündar
faruk iskenderoğlu, bir alıntı ekledi.
09 May 08:28 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Dönüp oradaki heriflere diyeceğim ki “burada ölen yalnızca benim bedenimdir, ki zaten ölümlüydü, ölecekti . Ama düşüncemi öldüremeyeceksiniz, ölmeyecek yaşayacak “diyeceğim .

Abim Deniz, Can DündarAbim Deniz, Can Dündar
faruk iskenderoğlu, bir alıntı ekledi.
09 May 08:26 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Bir de kendim çıkıp urganı kendim geçireceğim boynuma. Bunu çok istiyorum cellat falan sokmayacağım yanıma. İğrenç bir şey

Abim Deniz, Can DündarAbim Deniz, Can Dündar
faruk iskenderoğlu, bir alıntı ekledi.
09 May 08:25 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Bir devrimcinin ölümü bile , normal eyleminden , normal mücadelesinden soyutlanamaz

Abim Deniz, Can DündarAbim Deniz, Can Dündar