• Dindarlar alınyazısını Allah'a, materyalistler maddeye, pozitivistler tabu ve fizik kanunlarına ekzistansiyalistler insana, Camus'cüler abese (absürd) bağlıyorlar. Böylece kadere inanmayan, farkında olmadan, determinizmi Allah'tan koparıp tabiat, insan veya tesadüfe bağlamaktan başka bir şey yapmıyorlar.
  • 216 syf.
    "Cehalet, ayrıcalıklı sınıfın ustaca kullandığı bir silahtır." der Karl Marx

    Cehaletinden, bedeninden, korkularından, inançlarından faydalanılmış renginden dolayı hor görülen ve bu halkın içinden çıkan yazarın gerçek hayat öyküsü.

    Ne absürd kitapları şakşaklarken yazarın adı tanınmadığı için yerden yere vurmayacağım. Ama eleştirilerimi de belirtmek isterim ;

    •Kitabın tanıtım yazısı kadar detaylı bir anlatım mevcut değil , yalnız yazara hak veriyorum nasıl korkutularak yetiştiklerini gözlerimle gördüm. Fransızları, İngilizleri ilâh olarak görüyorlar. Keşke çıplık çığlığa herşeylerini dökseydi kula kulluk etmektense.
    Sadece Allah'a sitem etmiş, bizi kurtarmaya mecbur değil ki üzücü değil mi ? Kim seçti rengini ? Niye ezici bu zulüm !

    •Kullanıldığı deyimlerin parantez içinde açıklamasını vermiş.Kim bilir orjinali fransızca olan bu eseri okuyan halkından birileri olur anlaşılır olsun diye. Ama bizler gibi okurlar için sıkıcı.

    •Özenti midir bilmem Slaughterhouse-5'in "so it goes"ini hatırlattı bana, çoğu cümlenin sonundaki "Faforo" kelimesi.

    Tavsiye etme konusunda ise eleştirilerime bakılıp okunmayacak bir eser anlamı çıkarılmasın.Kadınları taşlayan bir kadından doğma Çehov'ları, Hugo'ları, Dumas'ları baş tacı ettiysek ; siyahilerin acılarından bir haber olmak için okunulabilecek bir eser.

    Keyifli okumalar.
  • 496 syf.
    Kardeşimin okula bağış için toparladığı kitaplar arasında gördüm bu kitabı. Kapağı görünce; "Küçücük çocuklara cinli perili kitap yolluyor."diye söylendim internet olmadığından konusunu araştırma için okumaya başladım cin peri avı için..

    "Hamama gider kurnaya , düğüne gider zurnaya âşık olur." derler ya tam kardeşimin kitap seçimini özetleyen bir söz:)

    Bu kitaba olan övgüleri okuyunca aklım dimağım durdu. Bildiğin televizyonlardan fırlama karakterler, tam Türk dizisi senaryosu gibi eser. Fakir genç kız , zengin yaşı büyük patronun bol tekrirli olaylarından ibaret, yazılı bir eser olmak dışında hiç bir edebi nitelik taşımayan bir eser.

    Aşklı maşklı absürd dizileri (bana göre) sevenler okuyabilir. Ben beğenmedim daha nicelikli ve nitelikli eserlere zamanınızı, paranızı harcayınız.
  • Absürd bir ölüdür yabancılaşma. Hepimiz, bir parçasından tutarak evin dışarısına çıkarıyoruz. Ev, uygarlığımızın yüzyıllar boyunca içinde oluştuğu yurttur.
  • 218 syf.
    ·3 günde·Beğendi·7/10
    kitap içerisinde 5 tane hikaye bulunuyor.

    Beyaz Geceler: asosyal bir gencin geçirdiği aşk dolu bi kaç geceyi anlatıyor.kendimden çok şey buldum.biraz beni çarptı haliyle.

    Başkasının Karısı: kıskanç bir adamın içine girdiği absürd durumları anlatıyor.bulunulan duruma göre oldukça nezaketli olan konuşmalar beni mahfetti.

    Noel ağacı ve nikah : anladığım kadarı ile pedofili olduğunu sandığım bir adamın yerilmesi anlatılıyor.

    Haysiyetli hırsız: çulsuz bir sarhoşun sıradan bir insana yapışması ve aralarında gelişen dostluğu anlatıyor.

    Yufka yürekli: kendisine yapılan iyiliği bir türlü yeterince minnet duymadığını sanan ve onun bu haline üzülen can arkadaşını anlatan bir öykü.
  • 112 syf.
    ·Puan vermedi
    Yabancı, ” L'étranger “ Albert Camus'nün 1942 yılında yayınlanmış olan ve edebiyat alanında en önemli eseridir. Eser, oldukça basit kurgusuna ve çok sıradan bir olay örgüsüne rağmen Albert Camus’un ve Varoluşçuluk düşüncelerinin özetini vermesinden olsa gerek birçok eleştirmen tarafından oldukça beğenilmiş ve Le Monde’nin seçtiği “Yüzyılın yüz kitabı “ arasında gösterilmiştir.

    Eser, Albert Camus"nün ( 1913-1960) en tanınmış, en çok yabancı dile çevrilmiş, en çok incelenmiş ve hala en çok satan kitaplar arasında yer alır. "Yabancı", aynı zamanda yazarın en gizemli eseri kabul edilmiştir. Romanın kahramanı olan "Meursault", "adı" olmayan bir "Yabancı"dır; Meursault" algıladığı şeyleri tanımlayamayan, ama gerçeği bulmaya boş bir bilinçtir. “ Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür.”

    "Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir," düşüncesinin özü olan bir kahramandır.
    Albert Camus'un Hayatı

    1913 yılında Cezayir Mondovi- Dreaan-doğumlu olan, Albert Camus işçi, cahil ve fakir bir baba ile ailenin çocuğuydu. , Annesi de okuma-yazma bilmeyen İspanyol asıllı cahil bir kadındı. I. Dünya Savaşında babasını kaybedince annesi tarafından büyütüldü. Albert Camus Cezayir'de iken 1934 yılında evlenmiş ama İki yıl sonra boşanmıştı. 17 yaşındayken verme yakalandı ve üniversiteyi de bırakmak zorunda kalmıştı. Cezayir radyosu tiyatro bölümünde işe girdi. Camus bir süre sonra. Komünist Parti üyesi oldu, ama 1937'de oradan da atılmıştı. İlk gençlik yıllarında yakalandığı tüberküloz hiç peşini bırakmamış olsa da 1938 yılında ilk eseri olan Tersi ve Yüzü adlı eseri yayımlandı. Ama ilk büyük başarıyı I ‘Efranger “ Yabancı “ adlı eseri kazandı. 1940 yılında Paris'e geldi. Gençlik yıllarında başladığı gazeteciliği hep sürdürdü. 1957 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı. 1960 yılında bir otomobil kazasında yaşamını yitirdi.

    Eserin konusu, Cezayir’de, tesadüfen bir Arap’ı öldüren Fransız, Mersault, kendisini ölüme götüren olayları kayıtsız şekilde izlemektedir. Her şey, kendiliğinden olup bitmekte, Meursault, topluma, kendine, adım adım yaklaşan ölüme, hayata, dünyaya ve eylemlerine yabancılaşmış ve kayıtsız kalmıştır.

    Romanının teması; hayata, eylemlere, duygulara, çevreye, beklentilere ve insanın kendisine yabancılaşması, ölüm, umursamazlık, kabullenmişlik, yalnızlık, önyargıları sorgulayıştır.
    Roman kahramanının yabancılaşması romanda, roman kahramanının ağzından şu şekilde ifade bulmaktadır. ‘herkes bilir ki, hayat yaşamak zahmetine değmeyen bir şeydir, aslında 30 ya da 70 yaşında ölmenin önemli olmadığını bilmez değildim, çünkü her iki halde de gayet tabii olarak başka erkekler ve kadınlar yine yaşayacaklar ve bu binlerce yıl devam edecektir (...) İnsan mademki ölecektir, bunun nasıl ve nez aman olacağının önemi yoktur’ sözleri, çağdaş nihilizmin "saçma" kavramı altında irdelenmesidir.[3]

    Eserin mesajı ise: dünya boş ve manasız bir yerdir. İnsan, hayat, toplum saçmadır. Yazara göre yaşamın tekdüzeliği altında, makineleşmiş bir dünyada makineleşmiş insanlar vardır. [4]
    Bu durum ve kahramanın ölümü kayıtsız bir şekilde bekliyor olması varoluşçuluğun özüdür. Roman okunurken, yazarın hissettikleri okuyucuya kahramanın ve papazın ağzından yansımaktadır. “Mersault’ın yaşama sıkıntısına paralel bir sıkıntı okuyucuda da uyanır. Bütün kişilerin yaşamları ve eylemleri Camus’nün savunduğu düşünceyle birleşince okuyucuya boş ve anlamsız gelir.”[5]


    ANLATICI TİPİ

    Roman ben merkezli bir anlatıcının yani kahramanın ağzından, öznel bir anlatım ile aktarılmaktadır. Eserdeki her şey Mersault’ın gözlemlerinden aktarılmıştır. Mersault davranışlarıyla, konuşmasıyla varoluşçuluğun tezi olan absürd/saçma’yı destekler. Meursault’ı ziyarete gelen papaz ise Meursault’u yargılayan yansıtıcı bilinç görevindedir. Papaz, hem Mersault’u okura yansıtan bir bilinç hem de Meursault’un doğru yolu bulmasını öğütleyen düşüncelerin yansıtan bir fikir aynasıdır.

    KİŞİLER ZAMAN VE MEKÂN UNSURLARI
    Mersault’ın sevgilisi Marie; neşeli, bir kadındır ve Mersault’ın hareketlerine ve umursamazlığına karşı gayet sabırlı davranmaktadır. Mersault’ın komşusu Raymond; çapkın, sinsi ve belalı birisidir. Mersault’ın hayatının değişmesine yol açan bir kişi olarak karşımıza çıkmıştır.
    Romanda herhangi bir zaman kavramı belirtilmemiştir. Ama sıcak olduğunun vurgulanması yaz aylarında geçtiğini düşündürebilir. Örneğin, Meursault’ın annesinin cenazesine giderken otobüste “Hava çok sıcak.” Demesi zamanı anlamamızı sağlar. Zaman kavramını Camus’nün katmayışının nedeni, Mersault’ın yaşadığı yabancılaşmayı, zamandan kopmayı kuyucuya yansıtmak istemesi olabilir.
    Yabancı Roman’ındaki mekânlar Cezayir, sahil, hapishane ve duruşma salonudur. En önemli mekan mahkemedir.


    ESERİN ÖZETİ

    Mersault Cezayir’ de yaşamakta olan Devlet dairesinde küçük bir memurdur. Annesi ise huzur evindedir. Marie adında sevmediğini sandığı bir sevgilisi vardır.

    Mersault’un annesi ölmüş, Annesinin ölümüyle işinden izin alarak Marengo’ya cenazeye gitmiştir. Mersault hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmektedir. Onun ölümünü duyduğunda, ölümün kendisi değil, ertesi gün yas elbisesini giydiğinde, patronunun başsağlığı dilememesi ve annesinin ölümünü ispatlamış olacağıdır. Mersault, Sevgiyi ve ayrılığı sadece alışkanlıklara bağlamakta bencilliklerine de anlamlı gerekçeler bulmaktadır. Ölüm/cenaze merasimi esnasında ölümle yüzleşmesi gerekirken ölümden başka her türlü detayı düşünmüştür. Annesinin ölümüne tepkisiz kalmış, hatta bu güzel günü kırlarda geçiremediği için hayıflanmıştır. Cenazeden sonra evine döner ve hafta sonunu Marie ile geçirir.
    Mersault Raymond Sintes’le arkadaş olmuş ve kendisini aldatan kız arkadaşına ders vermesine yardım etmiştir. Raymond’la sevgilisin kavga etmiş, Mersault, arkadaşının haklılığı yönünde şahitlik yapmıştır.

    Bir gün, Mersault komşusu Raymont ve sevgilisiyle sahile giderken belalı insanlarla karşılaşmış ve onlardan birini öldürmüştür. Cinayet sonunda Mersault mahkemeye çıkar. Böylece kahramanın iç diyalogları ve iç hesaplaşmaları anlamsız düşünceleri ortaya çıkmaya başlar.

    “Hayatın her alanında bir ötekileştirme, aslında kendini yüceltme/üstün kılma fikri ile mevcuttur. Tamamen tepkisizdir, edilgendir, hayatı uzaktan seyreder. “[6]

    Mersault tutuklanır ve avukat ile savcı ile yaptığı konuşmalarda olaylar cinayetten daha çok annesinin ölümüne gösterdiği tepkiye/tepkisizliğe dayanır. Bu olay mahkemede de karşısına çıkar ve ahlaki çöküşün kanıtı olarak, bu çöküntünün topluma yayılmaması için giyotinle öldürülmesine karar verilmiştir. on günlerinde hapishane papazı tarafından ziyaret edilen Mersault Tanrı’yı reddeder ve yaptığı her şeyde haklı olduğunu iddia eder.
    Meursault; gözlemci, umursamaz, olanları kabullenmiş, hayatı derinlemesine düşünmeyen, aşırı uçta bir kimsedir. Ölüme yaklaştıkça kendine karşı farkındalığı artmakta ama bunu da umursamamaktadır.
    Meursault yargıç ve savcıların mütalaalarından sonra ölümü kabul etmiş ve kayıtsızca ölümü beklemektedir. .
  • 111 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Romanda olaylar, kahraman Zebercet’in ruh dünyası ve psikolojisi üzerine kurulmuştur. Başından geçenler yine onun bilinçaltından istifade edilerek anlatılır. Çünkü Zebercet, terk edilmeye ve reddedilmeye karşı aşırı duyarlı, içine kapanık şizoid bir kişiliğe sahiptir:
    “Zebercet psikiyatrik teşhisler açısından bakıldığında tam bir şizoid kişilik yapısı göstermektedir. Alabildiğine içine dönük, toplumsal ilişkileri soğuk ve mesafeli, karşısındakilere güvensiz, kuşkucu ve ürkek bir insan. Doğup büyüdüğü kasabada çalıştığı otelin bulunduğu sokaktan bir adım öteye hemen hiç geçmemiş ve tüm gününü otelin içinde geçirmekten hiç yakınmayan sessiz biraz garip bir insan. Fiziki yapısı da ruhsal yapısı ile uyumlu. Dar omuzlu, zayıf ve çelimsizdir.
    Atılgan’ın bu romanda psikolojiyi verirken faydalandığı unsurlardan biri de arayıştır ve bu arayışın temelinde cinsellik vardır. Karşı cinsle ilişkiye bu kadar önem veren Zebercet’in bekâr olması, hayatında fazla kadının olmaması da hayli enteresandır. Zebercet’in yıllardır ihmal ettiği dış görünüşüne birden önem vermesinin altında yatan temel etkenlerin başında cinsellik gelir. Merkezi kahramandaki bu cinsel sorunların temeli, çocukluk yıllarına kadar uzanır. Çünkü Zebercet, çocukluğundan gelen bir takım baskılarla ruh sağlığını kaybetmiştir. Çocukluğunda yaşadığı veya bastırdığı duyguların etkisi bugün ortaya çıkmaya başlamış doğal olarak da psikolojisini etkilemiştir. Zebercet’in psikolojisi o kadar bozuktur ki bazen karşı cinse benzemek ister, bazen de hem de cinselliğe ilgi duyar.

    Yusuf Atılgan, okuru ruhsal bakımdan sorunlu kişilerin iç dünyasına çekmede, modern roman anlatım tekniklerinden de faydalanmasını bilmiştir. Çünkü eserdeki psikolojiyi okuyucuya iyi bir şekilde göstermek için iyi bir anlatım tekniğine ihtiyaç vardır. Ayrıca yazar, romandaki psikolojik durumları daha iyi göstermek için yaşanılan zamanın anlamsızlığını ifade eden “saçma” kavramından da istifade eder. Saçma (absürd) romanın bir özelliği olan bu durum, romanın biçimine de yansımıştır Yusuf Atılgan