• "Bir gün herkes kendisi olsun dedim öğlen yemekte.
    Ne dedin dedi eniştem.
    Bir şiir dizesi dedim, bir gün herkes kendisi olsun.
    Dalgınlaştı eniştemin yüzü, kolay değil dedi, öyle insanlar var ki kendisi olamadan ölüp gidiyor.
    Kim mesela dedim.
    Ne bileyim dedi, herkes... herkesin bir kendisi var, bir de olmak istediği kendisi. Kimi kendisi olmayı, kimi olmayı istediği kendisi olmayı istiyor, karışık bir mesele yani.
    Eniştemin de derininde başka biri var diye geçti aklımdan."
    Ayfer Tunç
    Sayfa 79 - Can Yayınları
  • "... aşk bitiyor demiş, nasıl oluyor anlamıyorum ama bitiyor, insan çocuklarına bakıyor sonra, aşk bunların neresinde diye soruyor kendine"
  • Bir şiir dizesi dedim, bir gün herkes kendisi olsun... öyle insanlar var ki kendisi olamadan ölüp gidiyor... herkesin bir kendisi var, bir de olmak istediği kendisi. Kimi kendisi olmayı, kimi olmayı istediği kendisi olmayı istiyor, karışık bir mesele yani.
  • En ilginci de en az ilgi gören kitabım olmasıdır. Ciddi okurum olduğunu iddia eden bazı okurlarımın bile Evvelotel - Saklı'den haberi yok. Üstelik en iyi öykülerin bunda olduğunu düşünüyorum. Tamamı değil elbette ama birkaçı, mesela "Acılezzet', "Kibir", "Hiçbir Hikâye Göründüğü Kadar Temiz Değildir" yazdığım en yoğun, en kıvamlı metinler bence.
    Handan İnci
    Sayfa 252 - Can Yayınları, 1. Baskı, 2014
  • Çok mu büyüktü aşkınız dedim.
    Hayır dedi, ikimiz de çok yalnızdık.
  • 248 syf.
    ·5 günde
    Evvelotel - Saklı okuduğum dördüncü kitabı oldu yazarın. Erhan Bey'in açıklayıcı incelemesinden #41714653 sonra anladım bu kitabı nasıl okumam gerektiğini. Ayfer Tunç, Saklı ile 1989'da Yunus Nadi Öykü Armağanını almış ve yıllar sonra Evvelotel kitabında Saklı'daki tüm hikâyeler üzerinden yeni hikâyeler yazmış. Saklı'yı da bu kitaba eklemiş. Hikâyeleri aşağıdaki sırada okursanız eski ve yeni Ayfer Tunç'u görürsünüz. Konulardaki bütünlük de sağlanır.

    *Saklı - Evvelotel
    *İhtilaller Neye Benzer - Kibir
    *Yaşadığımız Yerler - Halâs
    *Önemsizlik - Acılezzet
    *Ay bakıyor - Hiçbir Hikaye Göründüğü Kadar Temiz Değildir
    *Mozart'ın Son Zartı - Doğru
    *Su - Yanık Taşlar
    *Silentium - Tevekkül
    *Yüreğin Mahallesi - Serim Düğüm Çözüm

    Bir yazarın 1985,86 yılları ile 2005 yılında yazdığı hikâyeleri bir arada bulup kıyaslamak çok hoş. Benim fikrime göre ilk hikayeler de güzel ama neredeyse 20 yıl sonra yazılan ikinci hikayeler çok daha akıcı, arada diyaloglarla rahatlatılmış okuması daha zevkli hikâyeler.

    Yazar özellikle son hikâyede kendi kendini eleştirmiş. Gülümsetti bu kısım beni. Ayrıca Kibir hikayesinde de kendine inceden göndermesi var.

    "Artık-ölü-abimin metafor mezarlığına benzeyen hikâyesiyle hesaplaşmadan önce hayatıma baktım."
    'Kibir' deki bu alıntıyla 'Saklı' daki 'Ihtilaller Neye Benzer' hikayesini eleştiriyor.

    'Ay Bakıyor' hikayesini çok beğenmeme rağmen farklı bir kurguda 'Hiçbir Hikaye Göründüğü Kadar Temiz Değildir' içime sinmedi, üzüldüm ve kendimce başka bir kurgu yarattım.

    Yirmi yılın yazarda değiştiremediği şeyler var. Ben okurken nedense yazarın özel hayatını da çok merak ediyorum. Tüm öykülerde hüzün var, hatalarla dolu hayatlar var, sevgilisi olan evli erkekler, istenmeyen çocuklar, ölen anne veya babalar, yalnızlar, mutsuzlar... Sevip sevilemeyenler... Hayatta kaybedenler diyorum buna...

    Ayfer Tunç'un Memleket Hikâyeleri kitabını daha bir sevmiştim, daha yakın bulmuştum. Bu kitabı da güzel olmakla beraber yoğun hüzün biraz içimi şişirdi. Hayat zaten yeteri kadar hüzünlü. Farklı kitaplarla dinlenme ihtiyacı duyuyorum.

    Yazarın diğer kitaplarını da zamanla okuyacağım, güçlü bir kalem. Öykü severler bu kitabı okurken zevk alırlar...
    Keyifli okumalar...
     
  • 248 syf.
    ·10 günde·Beğendi·9/10
    “Saklı” Ayfer Tunç’un ilk kitabı, benim de kendisinden okuduğum ilk kitap oldu. Genç yazar bu kitabında genel olarak şiirsel bir üslupla yazdığı öykülerini hassas bir anlatımla ortaya koymakta. 1988-1989 Yunus Nadi ödülünü aldıktan sonra yayınlanan bu kitap yazarın kurgusunun gücü hakkında bir fikir vermekte.

    Yanlış bir zamanda, yanlış bir kitaba inceleme yapmaya başladığımı düşünebilirsiniz tabii. Öyle ya “Evvelotel” yazıyor kitabın kapağında, yayım yılı 2006. Herkes tarafından takdir edilen bir yazar var ortada bir de – Ayfer Tunç. Ben de başta Ayfer Tunç nasıl bir yazar, nasıl öyküler yazıyor diye başlamıştım bu yolculuğa.

    İlk iki öyküyü okuduktan sonra ama - ki ikisi de modern insan sorunlarını irdeleyen üst düzey hikayelerdi- nette biraz gezindim ve bir kitaba körü körüne atlamanın zararlarını tekrar deneyimledim tabiri caizse. “Evvelotel” toplam 9 öyküden oluşuyordu sadece, kitabın ikinci kısmındaki öyküler yazarın 24 yaşındayken yazdığı “Saklı” kitabındandı, yani iki kitap bir arada satılıyordu. Üstelik “Evvelotel” “Saklı”nın bir nevi yeniden yazımıydı. Ayfer Tunç ilk kitap günleri ile yüzleşerek, orada potansiyelini tam karşılayamadığını düşündüğü öykülerini, farklı anlatıcılar, farklı kurgular, farklı dönemler kullanarak tekrar yazmıştı.

    Bunu anladıktan sonra yazara saygım arttı tabii artmasına ama değişik bir okuma yöntemiyle tekrar okumaya başladım kitabı. İlk önce “Saklı”nın ilk hikayesini okuyor sonra da onun “Evvelotel” versiyonun okuyordum. İlk kitabı daha önce okumayanlar, bu yöntemi deneyebilir, ya da ilk önce “Saklı”yı daha sonra da “Evvelotel”i okuyabilirler.

    Öykülerin “Evvelotel” versiyonları derken birebir aynı hikayeler olarak düşünmeyin. Ama bu konuya daha sonra gireceğim. Önce iki kitap arasındaki en önemli farktan bahsedelim. Başta söylediğim gibi “Saklı” yazarın ilk kitabı. Buradaki hikâyeleri Ayfer Tunç ilk gençlik döneminin başlarından itibaren kaleme almış, açıkça söylemek gerekirse bir ilk kitap nasılsa bu da öyle. (Bir iki öyküde bizim hikaye etkinliklerimizde yazılan potansiyeli yüksek bazı öyküler geldi aklıma açıkçası) Tüm cephanesini kullanmış yazar. Bir hikayede her şeyi vermek istiyor sanki, ama bunaltmıyor genelde. Şiirsellik ön planda, öyküler alıp götürüyor bizi, hüzün, yalnızlık, sevgisizlik gibi konular ön planda genellikle. Kelimeler düzgün, metin akıcı. Bir iki öykü hariç beğendim hikayeleri.

    Yeniden yazım öyküler ama, daha dolduruyor insanın içini. Buradaki kurguyu çok daha fazla sevdim. İlk kitaptaki hikayeler üzerine olsa da, buradaki ana temalar yabancılaşma, yalnızlık, kıskançlık gibi modern insan problemleri bir nevi. Tek başına okunduğunda bir profesyonelin elinden çıkmış güçlü öyküler olarak yorumlanabilecek “Evvelotel”, Saklı’dan sonra okunduğundaysa gerçek bir kurgu şaheseri olarak göze çarpıyor. Üstkurmacanın çeşitli yöntemlerini denemiş Ayfer Tunç burada. Bir hikaye ilkinin açtığı parantezi kapatıyor, diğeri ilk hikayenin içindeki bazı bilgileri bizi irrite etmeden yalanlıyor. Bazen bir soruya cevap buluyorsunuz, bazense anlaşılamayan şeyler açıklığa kavuşuyor. Ama bunlar sıkmıyor kesinlikle okuyucuyu, su gibi akıp gidiyor.

    Biraz da hikayelerden bahsedeyim. Kitapların isim hikâyeleri “Saklı” ve “Evvelotel”de iki farklı öykü var aslında. “Evvelotel”de,”Saklı”da anlatılan Süslü Yenge’nin hikayesinden bahsedilmiyor, orada saklı olan başka bir hikayeye yoğunlaşıyor Ayfer Tunç. Süslü Yenge’nin kocasının eski oğlunun, babasını bulmak için otele gelişi buradaki konu.
    “İhtilaller Neye Benzer” hikâyesinde kardeş ”Kibir” hikayesini bir nevi intihar mektubu olarak kabul ediyor ağabeyinin. Abisine karşı olan duygularını mükemmel bir şekilde yansıtıyor Ayfer Tunç burada. İlk hikâyedeki bazı bilinmeyenler de su üstüne çıkıyor.

    “Yaşadığımız Yerler”de şiirsel anlatım yüzünden işin içinden çıkılamıyor fazla, ama Halas’ın sevgilisinin anlattığı “Halas” öyküsünde işin iç yüzünü anlıyoruz büyük oranda.

    “Önemsizlik “ve “Acılezzet” birbirini tamamlayan ve bir nevi birbirini yalanlayan öyküler. Birisinde yazar tarafından Madam Estrea ile Nesim arasındaki bağ anlatılırken, diğeri, hikayenin sonrasında ve öncesindeki olayları Madam’ın kiracısı ve ona platonik bir aşk besleyen bir gencin kaleminden anlatıyor bize.

    “Ay Bakıyor”da eşini kaybettiği gölde oğlunu da bıraktığını kabul edemeyen bir Selvi hanımın dramını okuyoruz kendi dilinden. “Hiçbir Hikaye Göründüğü Kadar Temiz Değildir” de bu annenin dönemlik komşusu pis bir beyaz yakalının öyküsünde öğreniyoruz, işin aslını.

    “Mozart’ın Son Zartı” yaşamak için yalan söylemiş bir kadının itiraflarını ve arkadaşının o yalanlara bağımlılığını okuyoruz, “Doğru”da ise o yalanlara , ama başka bir kadın üzerinden kapılan bir kocayı görüyoruz. İki öykü arasındaki bağ tek bir paragrafta anlaşılıyor burada.

    “Su” ve “Yanık Taşlar”da farklı dönemlerde tek bir anlatıcının ağzından dinliyoruz hikayeleri. Ana tema aynı ama susuzluk.

    “Silentium”da bir yaz adasında fayans işçiliği yapmakta olan Cafer’in hüzünlü bekleyişini görüyoruz. “Tevekkül”de ise hikâyeyi başka birinin, Cafer’in çalıştığı evin sahibinin ağzından dinliyoruz ve beklenilenle tanışıyoruz.

    Son öykü(ler) “Yüreğin Mahallesi”nde yalnız bir kadın olan Asude’nin hikayesini okurken , “Serim Düğüm Çözüm” de ilk hikayenin yazarına yapılan oldukça sert bir eleştiriyi görmekteyiz. Asude’nin çözüme bağlanamama sebeplerini araştırıyor yazar. Bu son öyküyle Ayfer Tunç sanki tüm “Saklı” kitabını eleştirmiş ve üstkurmacanın da en tepesine çıkmış.

    Kitap boyunca Ayfer Tunç’da 17 yıl sonra ne kadar değişim yaşandığını görüyoruz, ama daha da önemlisi neden Ayfer Tunç okumamız gerektiğini de anlıyoruz. “Saklı” edebi bir derinliğe sahip bir kitap evet, betimlemeler, metaforlar üst düzeyde ama sanki bir yavanlık var, bitmiyor kolay kolay öyküler. Oysa “Evvelotel”deki hikayeler okutuyor kendini büyük bir zevkle, olması gereken olmuş ve kitap gerçek potansiyeline kavuşmuş. “Saklı”da dolup taşan o genç şairane yazım tarzı, “Evvelotel”de olgunluğun verdiği hesaplılıkla tam kıvamına çekiliyor ve bize mükemmel bir kitap olarak geri dönüyor.

    Romanlarını okumadım ama anladığım kadarıyla Ayfer Tunç Türk edebiyatının en başarılı öykücülerinden biri. 1000 kitap inceleme klişelerinden de bir iki örnek vererek bitireyim yazımı (Bunlara da girmek lazım bir ara) Kendisini bu kadar geç tanıdığım için pişman olduğum bir yazar Ayfer Tunç, okuduğum ilk kitabı ama kesinlikle son olmayacak. Daha önce okumayanlara kesinlikle tavsiye edebilirim.