Peki, eğer ölüm kaçınılmazsa, eğer tüm yapıtlarımız, hatta tüm güneş sistemi bir gün yok olup gidecekse, dünya tesadüfi ise (yani, her şey pekala başka türlü de olabilir idiyse), insani düzeni kurmak zorundaysa, o zaman yaşamın ne gibi bir kalıcı anlamı olabilir?
Aşk iki insan arasında parlayan bir tutku kıvılcımı değildir yalnızca; aşka düşmekle aşkın içinde ayakta durmak arasında sonsuz fark vardır. Aşk bir varoluş biçimidir, “vurulmak” değil “vermek”tir; bir tek insanla sınırlanmış bir eylem değil genel anlamda bir ilişki kurma biçimidir.
Tek kişide odaklanan güçlü sevgiden sakının; bu, insanların bazen sandığı gibi, aşkın saflığının kanıtı değildir. Böyle her şeyi dışarıda bırakarak bir kapsüle hapsedilmiş - kendi kendisiyle beslenen, başkalarını umursamayan ve onlara bir şey vermeyen - bir aşk, kendi üzerine çökmeye mahkumdur.