"Size anlatmaya çalıştığım şey açık ve basit. Bu fabrikaların sahibi olan piçlerin hepsi milyoner. Oysa çırçırda çalışanlar, tarakçılar, bütün o makinelerin gerisinde çalışanlar, iplik yapanlar, kumaşları dokuyanlar midelerinin sesini durduracak kadar bile kazanamazken. Anlıyor musunuz? Yani sokakları dolaşın bir, düşünün bunu, aç, yorgun insanları, çöp bacaklı çocukları görünce deli etmez mi bu sizi, kızdırmaz mı, ha?"
"Bu müziği kendi kendine yüksek sesle söyleyeceği bir yer olsun isterdi. Tıka basa insanla dolu bir evde çalınamayacak, söylenemeyecek kadar özel bir müzikti.. Öte yandan, kalabalık bir evde insan nasıl bu kadar yalnız olabiliyordu, garipti."
"Ama o düşüncenin doğru olduğundan nasıl o kadar emin olabilmişti? O kadar budala mıydı? Belki de insan bir şeyi bu kadar çok isteyince, bu arzu onu kendisine verebilecek herhangi bir şeye inanmaya zorluyordu."
"Ama sen hiç sevmedin ki, ne Tanrıyı,ne de hiçbir kimseyi. Öküz derisi kadar sert ve kabasındır sen. Ama yine de tanırım seni. Öğleden sonra gideceksin, dolaşıp duracaksın her yerlerde de gene kanmayacaksın bir şeye. Sanki bir şey kaybetmişsin gibi oradan oraya dolanıp duracaksın ancak. Heyecandan yiyip bitireceksin kendini. Duracak kadar hızlı vuracak kalbin, çünkü sevmiyorsun ve huzurun yok. Ve sonra birden sönecek içindeki şey, yıkılıp kalacaksın.Hiçbir șeyin faydası olmayacak o zaman."