+Senin, onun oğlu olduğunun farkında mı sanıyorsun?
-Ben onun benim babam olduğunu biliyorum.
Bir Ayrılık filmi.
Bir Ayrılık (Jodaeiye Nader az Simin)
IMDb: 8.3
Yapım: 2011
Ülke: İran
Tür: Dram, Aile
Dil: Farsça – Türkçe Altyazılı
Filmin Konusu:
Nader ve Simin, İran’da yaşayan orta sınıf bir çifttir. Simin, daha özgür bir yaşam için ülkeyi terk etmek ister; Nader ise Alzheimer hastası babasını geride bırakamaz. Bu karar ayrılığı getirir, ama mesele sadece bir boşanma değildir. Onların arasında büyüyen sessizlik, sınıf farkları, inanç gerilimleri ve vicdanın yüküyle bir topluma dönüşür.
Farhadi, kimseyi yargılamadan, herkesin haklı ve haksız yanlarını ustalıkla gösterir. Her sahne bir ayna gibi: insanın dürüstlükle, sorumlulukla, sevgiyle imtihanını yansıtır.
Film, bir ayrılıktan çok, birbirini anlamaya çalışan insanların kırılgan hikayesidir.
“Gerçeğin kime ait olduğunu” değil, “gerçeğin bedelini” sorgulatır.
Ödüller:
• Berlin Film Festivali (2011) – Altın Ayı, En İyi Erkek Oyuncu (Peyman Moaadi & Shahab Hosseini), En İyi Kadın Oyuncu (Leila Hatami & Sareh Bayat)
• Oscar (2012) – En İyi Yabancı Film
• Altın Küre (2012) – En İyi Yabancı Film
• César Ödülleri (2012) – En İyi Yabancı Film
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Lisedeyken ilk kez “Adı: Aylin”i elime aldığımda, Aylin’in başına buyruk, “deli” denecek kadar cesur hikâyesi beni bambaşka bir dünyaya sürüklemişti. O yaşımda en çok “Bir kadın doktor, asker, kaşif olur mu?” sorusu ilgimi çekti; Aylin’in sınırları hiçe sayan ruhu, o genç yüreğimde bir öfke ve özgürlük coşkusu uyandırmıştı.
Şimdi, 43 yaşımda tekrar açtığımda ise sayfalarda bambaşka tonlar keşfettim. Gençliğin heyecanıyla okurken gözüm pek çarpmazdı belki ama bu defa:
• Aylin’in evlilik seçimleri ve aşk defterindeki iniş çıkışlar bana “kadın olmanın gölgeleri”ni düşündürdü,
• Tıp ve psikiyatrideki deneyimleri, insan ruhunun kırılganlığıyla cesaretini nasıl harmanladığını gösterdi,
• O “freak accident”in ardındaki belirsizlik, yaşamın ne kadar kısa ve kırılgan olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Her iki okumada da Aylin’in sınır tanımaz tavrı, kalemden akan samimiyet ve o nefes kesen final hâlâ ilk günkü gibi sarsıcı. Ancak ikinci sefer, satırlar arasındaki toplumsal mesajları, kadın kimliği üzerine ince nüansları ve bireysel özgürlük arayışını daha derin kavradım. O yüzden diyorum ki, “Adı: Aylin” sadece bir biyografi değil; her yaştan kadına, her dönemden insana farklı aynalar tutan bir deneyim.
Eğer bu kitabı yeniden okumayı düşünüyorsan, yaşadığın “an” ve ruh halin sana hangi yeni renkleri gösterecek merak et. Belki ikinci okumanda bulduğun o talihsiz sonun ardındaki “acaba”lar, üçüncü seferde bambaşka bir içsel sorgulamaya dönüşür.
Oysa, Aylin hiçbir zaman "oynamamıştı".Ne iyi kadını, kötü kadını, prensesi, hippiyi, ne âşık kadını, şımarık kızı, koketi, fındıkçıyı, öğrenciyi, öğretmeni, ne doktoru, ne de anneyi...hiç oynamamıştı.Hep "olmuştu" o.