geçmişini, ne zaman kesin bir plan yaptığını, ne kadar az günün tasarladığın gibi geçtiğini, ne zaman zihninin huzursuz olmadığını, böylesine uzun bir ömürde ne başardığını, sen kendin ne kaybettiğini anlamazken birçoklarının senin yaşamından ne kadar çok çaldığını, yersiz kederin, aptalca mutluluğun, açgözlü şehvetin, dalkavukça bir ilişkinin yaşamından ne kadar çok çaldığını, sende sana ait ne kadar az şey kaldığını yeniden düşün, göreceksin ki vaktinden önce ölüyorsun.
bazen başkası mağrur bir yüzle de olsa sana bakar, kulaklarını açıp söylediklerini dinler, yanında durmana izin verir, ancak sen kendini dinlenmeye değer biri olarak görmezsin. dolayısıyla başkasının da bunları yapmakla mükellef olduğunu düşünmenin bir gereği yok, zira sen üzerine düşeni yaparken, başkasıyla birlikte olmak istemiyordun, sadece kendinle olmayı beceremiyordun.
en nihayetinde, en alttakinden en üsttekine hepsini inceleyin, biri avukat arıyor, biri ona yanıt veriyor, biri mahkemede bir şeyi kanıtlamaya çalışıyor, biri savunuyor, biri kararını açıklıyor, kimse kendisi için hak iddia etmiyor, herkes bir başkası için tükeniyor.