• KALENDER
    Kalenderin biri köyden sabahleyin- fırlar,
    Arar nasibini; avdette kırda akşamlar.
    Fakat güneş batarak, ortalık karardıkça.
    Görür ki yerde yatılmaz, hemen çıkar ağaca.
    Herif ağaçta iken bir iniltidir, işidir..
    Bakar ki bir kötürüm tilkinin yanık sesidir.
    Zavallı, posteki olmuş, bacak yok işleyecek;
    Boğazsa işlemek ister., ne yapsın inleyecek!
    Biraz geçince, kavi dişlerinde bir ceylan,
    İner yakındaki vadiye karşıdan aslan.
    Yukarda çıkmaz olur, şimdi, yolcunun nefesi;
    Tabiatıyla durur hastanın da inlemesi!
    Yeyip şikarını Arslan dalınca ormanına;
    Sürüklenir, yanaşır Tilki sofranın yanına;
    Doyar efendisinin artığıyla, sonra yatar.
    Herif düşünmeye başlar eder de hale nazar.
    ≪Cenabı Hak ne kadar merhametli, görmeli ki;
    Acım demekle amelmanda bir topal tilki,
    Ayağına gönderiyor rızkın en mükemmelini..
    O halde çekmeli insan çalışmadan elini.
    Değer mi koşmaya akşam, sabah, yalan dünya?
    Dolaşmayan dolaşandan akıllı. Gördün ya:
    Horul horul uyuyor kahpe tilki, senden tok!
    Tevekkül etmeli öyleyse şimdiden tezi yok.
    Yazık bu ana kadar çektiğim sıkıntılara!..≫
    Sabah olunca, herif dağ başında bir mağara
    Tasarlayıp, ebedi itikâfa niyet eder.
    Birinci gün bakınır: Yok ne bir gelir, ne gider!
    İkinci gün basar açlık, erir erir süzülür.
    Üçüncü gün uyuşuk bir sinek olur büzülür.
    Ölüm mü, uyku mu her neyse akıbet uzanır;
    Fakat işittiği bir sesle silkinir, uyanır:
    ≪Dolaş da yırtıcı aslan kesil behey miskin!
    Niçin yatıp, kötürüm tilki olmak istersin?
    Elin, kolun tutuyorken çalış, kazanmaya bak,
    Ki artığınla geçinsin senin de bir yatalak.≫
  • 352 syf.
    ·1/10
    Hep bizim yerli ergen kızları gömecek değiliz. Yurt dışında da ne kadar rezil işler yapılıyor bir bakın ayol. Bu ne saçma bir kitaptır bu ne rezil bir kurgudur arkadaş. Çiğ bir aşk hikayesine paralel evren kuantum falan sokuşturmaya çalışmışlar saçma sapalak bir şey olmuş. Ne okuduğumdan bir şey anladım ne de yazı dilini beğendim. Son zamanlarda zaten güzel kitap bulmak zor. Yayınevleri de böyle gerizekalı yabancı yazarları nereden buluyor hayret! Şunu çevirmeye utanır insan şekerim. Okumayın okutturmayın!
  • Dede Korkut Destanları’ndan Salur Kazan'ın hikayesinde bir şiir geçiyordu;
    Salur Kazan'ın oğlu Uruz asılmak için dibine getirildiği ağaca şöyle sesleniyor:
    .
    .
    .
    Böyle deyince anasının kararı kalmadı. Yürüyüverdi, kırk ince belli kızın içine girdi. Kafirler Oruz'u alıp çengel asılı ağacın dibine getirdiler.
    Oruz dedi: ''Bre kafir aman, Tanrı'nın birliğine yoktur güman! Bırakın beni, bu ağaçla söyleşeyim.'' dedi. Çağırıp ağaca söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Ağaç ağaç dersem sana arlanma (üzülme) ağaç
    Mekke ile Medine'nin kapısı ağaç
    Musa Kelim’in asası ağaç
    Büyük büyük suların köprüsü ağaç
    Kara kara denizlerin gemisi ağaç
    Şah’ı Merdan (Erlerin Şah’ı) Ali'nin Düldül’ünün eyeri ağaç
    Zülfikar’ın kınıyla kabzası ağaç
    Şah Hasan’la Hüseyn'in beşiği ağaç
    Eğer erdir eğer avrattır (erkek olsun, kadın olsun) korkusu ağaç
    Başına doğru bakar olsam başsız ağaç
    Dibine doğru bakar olsam dipsiz ağaç
    Beni sana asarlar beni taşıma (çekme) ağaç
    Taşıyacak (çekecek) olursan yiğitliğim seni tutsun ağaç
    Bizim ilde (elde) olmalıydın ağaç
    Kara hintli kullarıma buyuraydım
    Seni para para doğrayalardı (parça parça doğrayaydılar) ağaç!
    Yine söyledi:
    Tavla tavla bağlananda atıma yazık
    Kardaş diye inleyende yoldaşıma yazık
    Yumruğumda çırpınırken şahin kuşuma yazık
    Tasma ile tutanda tazıma yazık
    Beyliğe doymadım özüme yazık
    Yiğitlikten usanmadım canıma yazık!
    Dedi.

    Dede Korkut - Destanları
  • Ya da, yaşamın kendisine hep sürüp giden bir kışlamadan başka bir şey vermediği, ağaçtaki o kene gibi. Dış dünyaya olabilecek en küçük yüzeyi göstermek için kurşuni gövdesini küre biçimine sokan, dışarıya bir şey sızdırmamak, kendinden bir damla ter bile yitirmemek için derisini dümdüz, kaskatı yapan küçük, çirkin kene. Kimse görmesin de ezmesin diye özellikle küçülen, gösterişsizleşen kene. Kendi içine toplaşıp ağacına çöreklenmiş, kör, sağır, dilsiz, yalnız havayı koklayan, yıllarca, fersah fersah öteden geçen, kendi gücüyle hiçbir zaman erişemeyeceği hayvanların kan kokusunu alan, yalnız bir kene. Kendini bırakıp düşebilirdi de. Ormanın örtüsüne düşüp minicik altı bacağıyla birkaç milimetre şu yana bu yana sürünüp yaprakların altında ölmeye yatabilirdi; yazık olmazdı keneye, Allah için olmazdı. Ama inatçı, dik kafalı, iğrenç kene, yapışır ağaca, yaşar ve bekler. Bekler ki, o en olmayacak rastlantı, kanı bir hayvan biçiminde doğruca ağacın altına sürüsün. İşte ancak o zaman bırakır çekingenliğini, düşer, geçirir tırnaklarını, ısırır, burgu gibi dalar yabancı ete...
  • 160 syf.
    ·1/10
    Kitabı bi hevesle aldım. Son sayfasına kadar umut ettim ama hüsran. Zorla bitirdim. Öncelikle seven sevilmez gibi saçma bir genelleme yaparak yazmışta yazmış. Bazı yerlerde kendini tekrar etmiş. Boş bir kitap, zaman kaybı. Ayrıca her seveni sevmek zorunda mıyız sırf sevdi diye. İnsan bazen gitmek ister, sırf sevdi değer verdi diye kendi hayatını karartacak hali yok. Bencillikten bahsetmiş ama sadece kendi tarafından anlatmış. En iyi sen sevdin kardeşim eyvallah ama önemli olan biraz da kendini sevdirebilmek. Kitabını sevdiremeiğin gibi