Francesco'nun yüreği sızladı hayvancağıza. Kasaba koşup sarıldı ve bağırdı, 'Isa'nın, Sevginin adına bu kuzuyu kesme!' Vahşi kasap kahkaha kopardı. 'Ya ne yapayım onu?' diye sordu. 'Onu bana ver, Kardeşim. Tanrı defterine iyi iş yaptın diye yazar, öteki dünyada bir sürü armağan eder sana.' 'Neler diyorsun,' diye bağırdı kasap, 'sakın bahsettikleri şu Francesco sen olmayasın? Assisli'li mucizeler yaratan?' 'Ben Assisi'li günahkâr Francesco'yum. Mucize kim, ben kim? Ben günahkârın biriyim, ağlayan bir günahkâr. Ağlıyorum Kardeşim ve bu kuzuyu kesmemen için yalvarıyorum.' 'Al hayvanı,' dedi korkan kasap. 'Al senin olsun, bedavadan veriyorum. Gör işte yaptığın mucize değil de nedir!'
İçim yıkılmış bir şehir anımsatıyor,
Gözlerimi tarihin derinliklerinde aranıyor.
Suskunluğum eski şairlerin mısraları arıyor,
Yalnızlığım Kürt şairlerin divanların da susamış.
Ahmedê Xanê'nın haykırış bu çağın sesi ben miyim,
Melayê Ciziri'nın miskin ruhunu beni mi buldu,
Feqiyê Teyran'ın Mûküs çayırında ben mi ağlıyorum,
İshak paşa sarayındaki meşale yüreğimde yanıyor...
Kavuşmayan her aşık dijlê ve fırata boğuldu
Hezkırına wan bı kûrdi bu!
Xemlu xeyalê wan lı axa kurdıstanê da bu,
Sıtraê wan lı ser dılê mın dıgiriya...
Aslında ben seni yazdım!
İçimdeki kor ateşi sen yaktın,
Seni tarihin divanların da aradım,
Oysa sen bendeki dizelerdesin...
Belki bir karış yakınımdasın,
Belki de bir ömür uzağımdasın,
Senin bende bıraktığın arayış,
Bende bir hazin tarihin kayıbı gibidir...